TEVBENİN AYETLERLE İZAHI Tevbe etmek, herhangi bir suretle daha önceleri işlenmiş olan günah ve kötülüklerden pişmanlık duymak ve bir daha günah işlememeye ve kötülük yapmamaya azmetmektir. Gerçekten tevbe yapmış olan bir müslüman, tevbesinde durur ve eski günah ve kötülüklerine bir daha dönmez, işte Allah (CC) Hz.leri indinde bu şekildeki tevbeler makbuldür. Tevbe edenlerden maksat aklına geldiği zaman, haftada ayda yılda tevbe edenler değil, beşeriyet iktizasınca işlenen günahlarına her gün devamlı olarak tevbe etmek ve bir daha günah işlememeye gayret sarfetmektir. Bir müslüman, sadece geçmiş günahlarına ve kusurlarına tevbe etmekle kalmamalı, aynı zamanda hem bir daha o günahları işlememeye azmetmeli, esasen tevbe, işte bu takdirde hakiki tevbe sayılır. Yüce Mevla (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “İman edip de salih ameller işleyenlerin kendilerinden günahlarını muhakkak örteriz.”[1] İnsanları doğru yoldan saptırıp günah işlemeye sebep olanlar hakkında da Yüce Mevlamız (CC) şöyle buyurur: “Muhakkak onlar, kendi günahlarını ve o günahlarla beraber daha bir çok (saptırdıkları kimselere ait) günahları yüklenecekler ve şüphe yok ki, (Allah’a) (CC) iftira ettikleri şeylerden kıyamet günü sorumlu tutulacaklardır.”[2] Yüce Allah (CC) Hz.leri buyuruyor: “Ey İman edenler! Allah’a (CC) öyle tevbe edin ki, tam bir pişmanlık halis bir tevbe olsun. Ola ki Rabbiniz (CC), kötülüklerinizi örter ve sizi, (ağaçları) altından ırmaklar akan Cennetlere koyar.”[3] Ayet-i Kerime’de bildirilen Tevbe-i Nasuh, kulun geçmişte işlediği günaha pişman olması ve bundan sonra da o günaha dönmemeye kati olarak karar vermesidir. Kalb pişman olmalı dil de dua etmelidir. Bu hususta Yüce Allah (cc) Hz.leri şöyle Buyuruyor: “Şüphesiz ki Allah (CC) çok tevbe edenleri de sever, pisliklerinden pak olanları da sever.”[4] “Hem Rabbinizin (CC) mağfiretini isteyin. Sonra O’na (CC) tevbe edin ki, sizi takdir edilmiş belirli bir zamana (ölüme) kadar güzel bir şekilde yaşatsın.”[5] “Rabbinizden (CC) mağfiret dileyin. Sonra, günahlardan tevbe edip O’na (CC) sığının.”[6] “Onun için sen (Ey Habibim) emrolunduğun şekilde, beraberinde tevbe edenlerle dosdoğru hareket et.”[7] “Ve O’ndan (CC) mağfiret dile, muhakkak ki, O (CC) Tevvab'dır, Tevbeleri kabul eder.”[8] “Tevbe etmeyenler işte onlar zalimlerdir.”[9] Tevbe yapmayan kimsenin nefsi ıslah olmaz, zalim olur. İmam-ı Gazali (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Tevbe üç kısımdır: 1: Halkın (avamın) tevbesi. 2: İlim sahibi olanların tevbesi. 3: Seçilmişlerin (Havvasm) tevbesi. Bu hiç bir vakti zayi etmemektir.” Arifler şöyle buyurmuşlardır: “Tevbe beş kısımdır. 1: Halkın tevbesidir, bu günahlardan dönmektir, 2: Salihlerin tevbesidir, bu gizli günahları da terketmektir. 3: Müttekilerin tevbesidir, şekten şüpheden sakınmaktır. 4: Muhiblerin (Allah (CC) dostlarının) tevbesidir. Bunların tevbesi, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni zikretmekten gafil olmamak için halktan sakınmaktır. 5: Ariflerin tevbesidir.”[10] “Hasenat büyük günahlardan gayri seyyieleri giderir.”[11] Bir kimse bir günah işlese ve o günahına tevbe etmese fakat bütün bunlara rağmen bir musibet de görmese, biliniz ki, o kişinin işi Ruzi Cezaya kalmıştır. Kıyamette hesaba çekilecek ve yaptığının cezasının görecektir. Ayet-i Kerime’lere devam edelim. İbrahim Halilullah (AS) Cenab-ı Hakk’a (CC) şöyle niyaz etmişti: “Ey Rabbimiz (CC)! Bizi sana teslim ve İhlâs sahibi olmakta sabit kıl. Soyumuzdan bir topluluğu da, sana boyun eğen bir ümmet yap, kusurlarımızı afvedip tevbemizi kabul buyur, muhakkak ki, sen tevbeleri kabul edensin.”[12] “Derken Adem (AS) Rabbinden (CC) bir takım kelimeler aldı O’na (CC) yalvarıp tevbe etti. O’da (CC) tevbesini kabul buyurdu. Çünkü tevbeyi çok kabul eden asıl esirgeyici O’dur (CC).”[13] Ayet-i Kerime’de beyan olunan Hz. Adem’e (AS) Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri, Hz. Cebrail’i (AS)'ı gönderdi. “Ya Cibril (AS)! Adem (AS) kuluma git! Neden çok ağlar, onar sor! Onu kim Yarattı? Cennetine kim koydu? Cennette nimetleri kim verdi? Havva’yı ona kim verdi? O yasak ağaçtan kim yedirdi ve yeryüzüne kim indirdi? O’na (AS) sor!” dedi. Cebrail (AS) Cenab-ı Hakk’ın emriyle Adem (AS)'a vardı: “Ya Adem (AS)! Rabbin (CC) sana selam söyledi.” Adem (AS): “Aleykümüsselam!” dedi. “Sana soruyor; Onu kim yarattı?” Hz. Adem (AS) cevaben: “Beni Rabbim (CC) yarattı.” “Cennetine kim koydu?” “Beni Rabbim (CC) koydu” Cennette nimetleri kim verdi.” “Bana Rabbim (CC) verdi.” “Hz. Havva'yı ona, kim verdi o yasak ağaçtan kim yedirdi ve yeryüzüne kim indirdi?” Hz. Adem (AS): “Hepsi de Rabbimdendir (CC).” dedi. Cebrail (AS): “Ya Adem (AS)! Bunların hepsinin Rabbinden (CC) olduğunu bildiğin halde niçin bu kadar çok ağlıyorsun?” dedi. Adem (AS): “Ya Cibril (AS). Ey karındaşım! bunlar hepsi Rabbimdendir (CC). Takdir yerini buldu, yer yüzüne keder yerine indim bunlar mukadderdi takdir yerini buldu. Yalnız Rabbim (CC) bana nimetlerini verdi o yasak ağaçtan yeme dedi. Emrine muhalefet ettim yedim, onun için Rabbimden utanıyor haya ediyorum.” dedi. Cebrail (AS), Cenab-ı Hakk’ın (CC) katına gitti. Cenab-ı Hakk (CC) sordu. Cebrail (AS): “Ya Rabbi (CC)! Sence her şey malumdur.” dedi. Cenab-ı Hakk Celle ve Ala Hz.leri Ayeti Kerimede beyan edilen kelimeleri (tevbeyi) Hz. Cebrail’e (AS) verdi ve: “Bunu Adem (AS) kuluma telkin et. Bu tevbei istiğfarı onun esması kıldım. Bu tevbeye devam etsin. (Estağfirullahel azim) onun zürriyyeti çok olacak, ben onun tevbesini ve secedesini kabul ederim.” buyurdu. Cebrail (AS) bu esmayı Adem (AS)’a getirdi, telkin etti. Adem (AS) bu tevbeye devam etti tevbesi kabul oldu, secdesi de kabul oldu ve bu tevbei istiğfar bize Adem (AS)'dan miras kaldı. Musa (AS) Turi Sinadan dönünce kavmini buzağıya tapar gördü. Bu bahsi Cenab-ı Hakk şöyle beyan ediyor: “Ey kavmim! Siz buzağıya tapmakla kendinize zulmettiniz, hemen Yaradanınıza tevbe edin.”[14] Ayet-i Kerime’lere devam edelim: “Bu takdirde Allah (CC) günahlarınızdan size bağışlar.”[15] “Ancak tevbe eden ve iman edip de salih amel işleyen kimse müstesnadır. Kim de tevbe eder de salih amel işlerse, muhakkak ki, o makbul bir şekilde Allah'a (CC) döner.”[16] Cenab-ı Hakk (CC) tevbe edenlere bu müjdeyi vermiştir. Ey Müslüman kardeşim! Biz de tevbe işinde ve Cenab-ı Hakk’ın (CC) razı olduğu işlerde tembel olmayalım. Tevbe etmek saadet alametidir, tevbe eden tevbenin şartlarını yerine getiren bahtiyar kimselerin geçtiği yerler kendileriyle övünür. Cenab-ı Hakk (CC) onu halkın gönlünde tatlı sevimli kılar. Kabir ona Cennet bahçelerinden bir bahçe olur. Kıyamet gününde yüzü ak olur. Sırattan kolay geçer. Hesabı ihsan ile kolay geçer ölürken müjdelenir. Ayet-i Kerime’de mağfiret sebebine ve nimetin artmasına işaret vardır. Fakat istiğfardan sonra, bir daha günah işlememeye gayret etmeli ve lisanla istiğfar ettiği gibi, kalbi ile de nedamet etmelidir. Beşeriyet icabı günah irtigab ederse derhal tevbei istiğfar eylemelidir. Ve: “Bu küçük günahtır. Bundan ne olur?” dememelidir. Çünkü küçük görülen günahlarda birer birer irtikat edilecek (işlenecek) olursa o da büyük günah olur. Hak Celle ve Ala Hz.leri: “Kıyamet gününde tevbelerine sadık ve daim olanların bir günahtan sonra tevbe ederek bir daha o günaha dönmeyenlerin suçlarını yüzlerine vurmaz onları rezil rüsvay etmeyiz.” buyurmuştur. Tevbe edenler ve tevbelerin de sadık ve samimi olanlar Allah (CC) Hz.leri’nin Resulü (SAV) ile beraberdirler. Alemlerin Efendisi (SAV) ile beraber olanlar hiç rezil rüsvay olurlar mı? Elbette olmazlar. Allah-ü Zülcelal (CC) Hz.leri onların suçlarını açıklayarak kendilerini mahşer ehline karşı asla utandırmaz. Onlara Cehennem azabını ve Sırat karanlığını göstererek onları üzmez. Onların imanları önlerinde ve sağ yanındadır. Bu, bahtiyar kullarını Mucizel beyanında şöyle beyan ediyor: “Hatırla o günü ki, mümin erkeklerle mümin kadınların nurları, önlerinden ve sağlarından koşuyor kendilerini göreceksin. O gün, münafık erkeklerle münafık kadınlar, iman edenlere şöyle diyecekler. ‘Bize bakın (yahud bizi bekleyin) nurunuzdan bir parça alalım.’ (Müminler tarafından onlara şöyle denilecek, arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayın.”[17] Yüce Allah (CC) Hz.leri mümin ve müminatın o alemde münafıkların düştüğü o kederli günü sadık kullarına Mucizel beyanında şöyle beyan edip o şekilde dua edeceklerini bildiriyor: “Ey Rabbimiz (CC)! Bizim nurumuzu tamamla, (bu sırat üzerinde nurları sönen münafıklar gibi bizleri yapma) Bizi bağışla muhakkak ki, sen her şeye kadirsin.”[18] “Siz günahlarınızdan tevbe ederek Rabbinizden (CC) bir mağfirete ve genişliği, yerle göğün genişliği gibi olan bir cennete yarışın.”[19] Kur'an-ı Azim bir Nur-u İlahi'dir. O'nu daima önlerinde bulunduranlar mutlaka selamet ve saadete ererler. Nitekim Ayet-i Kerime'de buyurulduğu gibi önleri sıra ışıklan bulunanlarda o ışık sayesinde bastıkları yeri görürler, düşmeden yollarına devanı ederler. Sağ yanımızdaki nur da Fahri Alem (SAV) Efendimiz’dir. Kul bu iki nura ne kadar yaklaşır ve onlara uyarsa dünyada ve Ukbada o nisbette nurlanır. Bu nurlanma insanın gayretine bağlıdır. Bu nurlara uymayanlar ise karanlıklarda kalır ve yollarını kaybederler. Demek oluyor ki, Resul (SAV) Efendimiz Nur-u Azim, Kur’an da Nur-u Mübin’dir. Bu iki nuru önüne ve yanına alanlar, onlara dayananlar o nurlar ile nurlananlar, elbette zulmette ve dalalette kalmazlar. “Rabbiniz kendi üzerine şu Rahmeti yazdı, içinizden kim bilmeyerek bir fenalık yapıp da sonra arkasından tevbe etmiş ve düzelmiş ise şüphesiz ki, O (Allah) (CC) Ğafur ve Rahim’dir.”[20] İnsan cehaleti sebebiyle günah işlemiştir. Sonra fenalıktan tevbe ve muamelatını islâh etmiştir. İşte bu gibiler hakkında Allah (CC) Hz.leri Gafururrahim’dir ve bu gibiler için affını farz kılmıştır. Gerek itaat ve gerekse isyanın zerresi gaib olmaz. “Zira kim zerre miktarı bir hayır işlerse, onun mükafatını görecek. Kim de, zerre miktarı bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”[21] Şu halde daima itaatte bulunarak kendini Cenab-ı Hakk’a (CC) sevdirmeli. Necat (kurtuluş) bundadır. “Eğer siz, yasak edildiğiniz günahların büyüklerinden sakınırsanız, sizden diğer kabahatlarinizi örteriz ve sizi iyi bir gidişata sokarız.”[22] “Ancak Allah’ın kabul edeceğini vaad buyurduğu tevbe, o kimseler içindir. Ki, bir cahillikte bir kabahat yaparlar da sonra çok geçmeden tevbe ederler, işte Allah (CC) bunların tevbelerini kabul buyurur. Allah (CC) ihlâsla tevbe edenleri hakkıyla bilicidir. O kimseler ki, kütü işlerde ısrar ederken onlardan birine ölüm gelip hayattan ümidini kesince ‘Ben, şimdi tevbe ettim’ der. O kimseler için tevbe yok (tevbe makbul değildir).”[23] “Ey müminler! Sizden meydana gelen kusurlardan Allah’a (CC) tevbe ve rücu ediniz ki, felah bulup dünya ve Ahiret saadetine kavuşasmız.”[24] Kul ölürken can alıcı meleği görür ve ölümün geldiğini anlar. “Ey Melekül mevt (ölüm meleği)! Bana bir gün müddet ve de tevbe edeyim.” der. Ölüm Meleği der ki: “Önünde nice günler vardı bu gün ömrün bitti.” der. O kul tevbe etmeden ümitsizlik şerbetini içerse imanının aslı sarsılmaya başlar. Tevbe ölüm anı gelmeden yapılmalıdır. Tevbe şartlarına uygun yapılırsa kabul edilir. Ey bir çare! Tevbe ettiğin zaman, kabul edilip edilmeyeceğinden şüphe etme. Tevbenin şartlarına uygun olup olmadığından şüphe et. Tevbenin esası, pişmanlık neticesi meydana gelen bir iradedir. Pişmanlığın alameti daima üzülmek ve tam olması için evvela tevbe lazım geliyor. Bir mümin Cenab-ı Hakk’ın (CC) korkusuyla büyük günah işlemezse ona çok sevap yazılır. Niyyeti halis olmak lazımdır. “Kim bir hayırlı ve güzel amelle gelirse, ona on misli sevap verilir. Kim de bir günah ile gelirse ona ancak misli ile (günahı kadarla) ceza edilir.”[25] Bir mümin yüz sene ibadet etmiş olsa on misli bin sene eder bir kafir de yüz sene yaşamış olsa o miktardan başkasıyla cezalandırılmaz. Mümin niyyeti sebebi ile kafir de niyyeti ile ebediyyette niyyetleri sebebiyle ebedi mükafat ve ebedi mücazat yani azaba duçar olurlar. Cenab-ı Hakk (CC) kuluna eziyet etmez, kul eziyeti kendi kendine eder. Şu mısralar ne de yerinde söylenmiştir: Kuluna zulmetmez Hüda’sı, herkesin çektiği kendi belası. Dolayısıyla herkes ne ekerse onu biçer. Tevbe kelimesinin lügat manası “rucu etmek, dönmek” Şer'i manası ise, “yaptığı kötülüklere pişman olup Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne karşı olan isyanından vaz geçmek” demektir. Tevbenin, günahların hepsi için farz olduğu, İcma-i Ümmet ile bildirilmiştir. Yüce Allah (CC) Hz.leri buyuruyor: “Ey Müminler! şarap (içki içmek), kumar oynamak, ibadet için dikilen putlar, (cahillik devresinde kullanılan) fal okları hep şeytanın işinden, pis birer şeydir. Onun için bunlardan sakının ki, kurtulasınız. Muhakkak şeytan, şarabda ve kumarda aramıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah’ı (CC) anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz, bunlardan sakınmaz mısınız?”[26] “Siz içinizde olan şeyi açıklasanız da, saklasanız da, Allah-ü Teala (CC) sizi onunla hesaba çeker, nihayet dilediğini bağışlar ve dilediğine de azab eder. Allah (CC) her şeye kadirdir.”[27] “Yoksa küfür işleyip isyan edenler, bizden (azabımızdan) kurtulacaklarını mı sandılar? Ne fena hüküm veriyorlar.”[28] “Günahkarların yolu seçilip durumları sana belli olsun diye, ayetlerimizi böylece açıklarız (Ey Habibim).”[29] “Nihayet o müşriklerin her birine ölüm geldiği vakit şöyle diyecekler Rabbim (CC), beni dünya geri çevir. Tâ ki, ben terk ettiğim imanı yerine getirip salih bir amelde bulunayım. Hayır (artık dünyaya dönülmez) müşriklerden her birinin söylediği bu sözler, söyleyene ait faydasız bir lafdır.”[30] “(İnsanoğlunun), biri sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki katip Melek'in amellerini yazmakta olduklarını hatırla. O, her ne söz atarsa muhakkak yanında hazır bir gözcü vardır.”[31] Ebayezid-i Bestami (KSA) Hz.leri buyururlar ki: “İnsanların tevbesi, işledikleri günahlarından dolayıdır. Benim tevbem ise, (Lailahe illellah) sözündedir. Çünkü ben bunu alet ve harflerle söylüyorum. Cenab-ı Hakk (CC) ise harf ve âletlerin ötesindedir.”[32] “Günah ve isyanın Tevbesi, bir tanedir; taatin tevbesi bin tevbedir.”[33] Çünkü kudsi alemde, Levh-i Mahfuz’da âlet ve harflerin yeri yoktur. O alemden gelme olan ruhun da harf ve âletle ilgisi yoktur. Harf ve âletten kurtulamayan bir taat, kudsiyet alemine erişen bir ruh için, noksanlıktır. Bundan dolayı nice defalar tevbe etme ihtiyacını duyar. İbadette sadece dil ve diğer organlar hareket ediyor ve bu kalbe ruha inmiyorsa, işte bu ibadet harf ve alet kapsamında kalmıştır. Bundan dolayı her kelime ve harf için bir tevbe gerekir. Ey Allah (CC) Hz.leri’nin mülkünde, O’nun (CC) nimetiyle yaşayan insan! Allah’a (CC) karşı O’nun (CC) mülkünde O’nun (CC) nimetini yiyerek sakın isyanda bulunma, varlığın hikmetini anlıyarak Allah (CC) Hz.leri’nden utan. Çünkü Allah (CC) Hz.leri seni Cehennem ateşinde yakmaktan utanıyor. Rahmeti gazabının önüne geçiyor. Şayet kul isyanında ısrar eder, Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne asi olursa o zaman Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin ebedi alemdeki ceza evi olan Cehenneme bir tutsak rehine olarak girer. Bu hususta Yüce Mevlamız (CC) buyuruyor: “İçinizden (hayırda) ileri gitmek, yahud geri kalmak isteyenleri... Herkes kazandığına karşılık bir rehinedir; (hesabını doğru vermekle ancak kendisini kurtarabilir).”[34] Ey mümin! Eğer ebedi alemde Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin ceza evi olan Cehenneme tutsak rehine olarak girmek istemiyorsan, bu alemde iken günah işlemekten kendini koru. “Allah, kendine dönüp tevbe edenleri bağışlayıcıdır.”[35] “Evvab’dan murad kimdir?” diye sual olundukça cevaben buyurulmuştur ki: “Evvab o mümin kimsedir ki, bir günahı işleyip sonra tevbe eder tekrar bir cürmü işleyip, yine tevbe eder salisen (yani üçüncü defa) işleyip tevbe eder, tevbe insanın hayatı içinde işlemiş olduğu günahlara nedamet pişmanlık duyup Hakk’a (CC) rücu ve ilticasına denir ki, halktan yüz çevirmesine vesile olur. Bu tevbe her mümin için farzı ayındır. Bir an evel tevbei nasuh ile tevbe edip abid, zahid, salih ve Hakk’ın (CC) nimetlerine şükreden, aynı zamanda zakir (Zikreden) kullarının arasında yer almaya say ve gayret göstermesi lazımdır.” Çünkü Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri ona kıyamette şöyle hitab edecek: “(Ona şöyle diyeceğiz) Oku kitabını, bugün üzerine hesap görücü olarak nefsin yeter. Hiç bir günahkâr da başkasının günahını taşımaz. Bir de biz bir Peygamber göndermedikçe azab etmeyiz.”[36] “Eğer iyilik ve güzellik işlerseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinize.”[37] “Allah (CC), kime hidayet ederse o doğru yoldadır. Kimi de sapıklığa düşürürse, artık bunlar için Allah’tan (CC) başka asla yardımcılar bulamazsın.”[38] Tevbeden mahrum, isyan vadilerinde (Keyfe ma yesa keyif içerisinde) yaşayanların akibetlerinin felaket ve hüsranla neticeleneceğinde hiç şüphe yoktur. Binaenaleyh evlada ve aileye dost ve ahbaplara her fırsatta tevbenin lüzumunu ehemmiyetini duyurmaya çalışmalıdır. Tevbeye niyet eden kişi ömrünü gaflet ve günah ile geçirmekten son derece sakınmalıdır. Bunun için en kolay çare, eskiden edindiği ve kendisini günaha sürükleyen ibadetlerinden ayıran bütün kötü arkadaşlarından ayrılıp Hakk (CC) yolcusu ibadet ve taatte müdavim (devam eden) olan temiz ve şalin arkadaşlar edinmek lazımdır. Yoksa mucizel beyanda belirtilen şu vaka ile karşılaşır.Yüce Allah (CC) Hz.leri ebedi alemde mahrumiyet içerisinde kıvranacak olan kullarını mucizel beyanında ikaz ediyor kulak verelim: “Yazıklar olsun bana keski (beni sapılan) falanı dost edinmeyeydim. Vallahi o sapıttı beni Zikirden, (Allah’ı (CC) anmaktan ve Kur'an ahkâmına bağlanmaktan).”[39] Salih arkadaş edinildiği zaman işte bu tevbe hayırların başı ve anahtarıdır. Böyle olmadıkça hakiki bir tevbe ve tam bir dönüş olamaz. Bu tevbe bütün muamelelerinde esasıdır. Haller bu tevbe ile açılır. Keşifler kerametler saadetler hep bu tevbeden sonra hasıl olur, herkesin bilmesi lazımdır ki, bu tevbe herkes için farzı ayındır. Günahlarından kaçmaya muvaffak olduktan sonra mühim bir nokta daha vardır ki o da vurduğu, dövdüğü, sövüp sayarak şerefini kırdığı kimse ile de helallaşmaktır. Bundan dolayı Cenab-ı Hak Teala Hz.leri bu hususta kullarına: “Benim seni afv etmem için evvela o kardeşinden af dile helalleş, özür beyan et kul hakkını öde, sonra Bana gel bana dön ve benden af dile. Yoksa başka türlü affın mümkün değildir.” diye buyurur. Böyle olmazsa yarın kıyamet gününde o hakaret eden ve hürmetsizlik gösteren kişi dövüp sövdüğü veya arkasından gıybetini yaptığı kimseye verilmek üzere sevaplarının alınıp hakaret gören müslümana verildiğini görecektir. Daha yetmezse o hakir görüp dövülen sövülen kimsenin günahları alınıp döven söven kimsenin üzerine, yüklenecektir. Aman Allah’ım (CC)! Ne büyük facia. Kainatın Halikı (CC) Buyuruyor: “Günahının Yarlığanmasmı iste.”[40] Kötü mezmum huylardan ahlaklardan biri de tevbeyi terk etmek ve onu ihtiyarlığa bırakmaktır. Bu ise çok yanlış, bir harekettir. Çünkü insanın ömrünün ne zaman son bulacağı belli değildir. Gerçek müslümana yakışan, daima ölüme hazırlıklı yani tevbeli, abdestli, namazlı, hak hukuka son derece riayetkar olmaktır. Böyle olabilen (fikrinde, şükründe, zikrinde) daim olan bahtiyarlar için ölüm ne zaman gelirse gelsin kayıpları yoktur. Çünkü Hakk’ın (CC) huzuruna çıkmaya hazırdırlar. Binaenaleyh tevbenin, terki veya onu yarına bırakmak müslümanın işi değildir. Müslüman her zaman, tevbekâr olmalıdır. Tevbede daim olabilmek için Takva Tasavvuf (Tarikat) okuluna ihtiyaç vardır. Zira tarikata giren bir insan, manevi yolculuğa çıkar, her an Hakk (CC) ile olur, O’nu (CC) daima anar ve geçmişte işlediği suç ve isyanlarından dolayı pişmanlık içinde olur. O zaman her gün muntazaman en az günahına yüz defa tevbei istiğfar eder. Zira Nebiler Nebisi (SAV) günahı olmadığı halde günde yetmiş ile yüz defa tevbei istiğfar ederlerdi. Elbetteki bunu bizlere talim için yaparlardı. Tevbenin cem'i (Estağfirullahhelazim) dir buyururlardı. Nitekim Hakk Teala (CC) Hz.leri buyurur ki: “Ve Allah’tan (CC) mağfiret dile. Şüphesiz ki Allah (CC), çok bağışlayıcıdır. Çok merhamet edicidir.”[41] “Günah işleyerek nefislerine hainlik edenlerden taraf mücadeleye kalkışma, çünkü Allah (CC) hainlikte ileri gitmiş olan günahkârı sevmez.”[42] “Kim bir fenalık yapar yahut nefsine zulmeder de Allah’tan (CC) mağfiret dilerse, Allah’ı (CC) çok bağışlayıcı, çok merhametli bulur. Kim bir günah yaparsa, onu ancak kendi aleyhine işlemiş olur. Allah (CC) her şeyi hakkıyle bilendir. Hükmünde hikmet sahibidir. Kim bir hata veya bir günah yapar da, sonra onu bir suçsuza atarsa, muhakkak ki, o iftira ve bir büyük günahı yüklenmiştir.”[43] Bu Ayet-i kerimeler, Nebiler Nebisi’ne (SAV) inzal buyurulunca şeytan mel 'unu korkunç bir ses ile feryad eyledi. Bu feryadı şeytanın askerleri duyup yanına geldiler. “Bu halin nedir?” dediler. Şeytan: “Benim hilelerim ile bu ümmete işlettiğim günahların af ve mağfireti hakkında Muhammed’e (SAV) bir Ayet-i Kerime nazil oldu.” dedi. Askerleri hangi ayet olduğunu sorunca Nisa Sûresi 110. Ayeti onlara okudu. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin vaadinde dönmek yoktur. Şimdi düşünün buna bir hile bulabilir misiniz?” Onlar da: “Hayır hile bulamadık.” dediler. Şeytan düşündü: “Ben hile buldum.” Dedi. Avanesi: “Nedir?” dediler. Şeytan: “O büyük Peygamber (SAV) ahirete intikal ettikten sonra ümmetine güzel amel suretinde çeşitli bid'atler işletelim, onlar bid'atleri sünnet sayıp yaparlar o yaptıkları amelden de tevbe ve istiğfar etmezler. Bu bid'atlerle onların cehenneme girmelerini sağlar muradınıza erersiniz.” dedi. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri cümlemizi şeytanın şerrinden muhafaza eylesin. (AMİN) “Gerçekten bir kimse günah ve küfrü kazanır da, günahları onu her taraftan çevrelerse, işte böyle kimseler cehennem ehlidirler ve orada ebedi olarak kalıcıdırlar.”[44] “Onlara (küfredenlere) ‘Yeryüzünde (küfür ve günah işleyerek, müminleri aldatarak) fesat çıkarmayın’ denildiği zaman: ‘Bizim işimiz ıslah etmektir’ derler.”[45] “Onlar, bizim Ayetlerimizi yalanladılar da Allah (CC), yaptıkları günahlar sebebiyle kendilerini enseledi. Allah’ın (CC) azabı çok şidetlidir.”[46] Ancak onun arkasından tevbe edip hallerini düzeltenler başka. Çünkü Allah (CC), hakikaten günahları bağışlayan, çok esirgeyendir.”[47] “Elbette iman ettikten sonra kafir olanlar ve küfürlerini artıranların (son nefeste) tevbeleri kabul olunmaz. İşte bunlar sapıklardır.”[48] “Size bu azap, yaptığınız günahların karşılığıdır: Ve Allah (CC) kullarına zulmedici değildir.”[49] O halde ey insan! Bil ki, Allah (CC) Hz.leri’nin Rahmeti, Ğufranı sana yakındır. Allah (CC) Hz.leri’nin senden günahlarına, gerçek manada tevbe etmen, pişmanlık duyman ve bir daha o kötü hallere dönmemen ve günah işlememeye ve tevbei istiğfara devam etmen şartı ile razı olması ümid edilir ve yine umulur ki, Allah (CC) Hz.leri senin tevbeni kabul eder. Allah (CC) Hz.leri merhamet edenlerin en çok merhamet edicisidir. Suçun büyüklüğünü ve rezilliğini idrak etmek Allah (CC) Hz.leri’nin gazabından korkmak bir mümini, masiyatı nefret etmeye, ondan şiddetle uzaklaşmaya, tevbe ve istiğfar etmeğe, büyük bir pişmanlık duymaya sevkeder. Yüce Allah (CC) Hz.leri Mucizel beyanında Ayet-i Kerime’ler ışığı altında tevbei istiğfar mutlak olarak zikrolundu ve adedi tayin olunmadı. Ey bütün mahlukatın ahseni (güzel) olarak yaratılan insan! İhtiyarlık gelmeden, ölüm gelip çatmadan, ebedi alemdeki makamını göreceğin zaman nutkun (dilin) tutulmadan günahına, unutmadan devamlı nedamet ve pişmanlık içerisinde tevbei istiğfar etmeye bak. Eğer günahına tevbe edebiliyorsan, ve günah işlememeye de azami gayret edebiliyorsan ne mutlu sana, günahına tevbe edemezsen, kendine yazık edersin. Şanı Yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur ki: “O, size Hak ile batılı ayırd edecek bir anlayış ve nur verir. Günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Allah (CC) çok büyük lütuf sahibidir.”[50] “Halbuki sen (Ey Resulüm) onların içindeyken Allah (CC) azab verecek değildi. Tevbei istiğfar ettikleri halde de Allah (CC) onlara azab edecek değil.”[51] Mansuru Ammar der ki: “Beni İsrail zamanında güzel bir kadın vardı. Güzelliği ile halkı aldatır, evinin kapısını daima açık tutardı. O şehirde gayet abid (ibadet eden) bir zat vardı. Bir gün nasılsa yolu bu kadının evi önüne düştü gözü ansızın o kadına ilişti. Fakat gönlünü kaptırdı ne çareki nefsini yenemez. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne yalvadı. Nihayet gönlünü kadından ayıramadığından nesi varsa sattı, altınları alarak kadına gitti. ‘Ey dilber, şu altınların hepsini al ve beni bir gece vasim bağında kamuran eyle.’ Fettan kadın kabul edip abide zaman tayin etti buluştular. Abid kadına el atar atmaz titremeye başladı, içine Allah (CC) Hz.leri’nin korkusu düştü ve gönlüne ‘Sen abid ve zahid bir kişi olasın. Meşayih önünde tevbe etmiş olasın bunca yıldır ibadet ve taatten ayrılnayasın. Şu kötü kadının kapısına düşersin. Allah’tan (CC) korkmaz mısın ve Peygamberinden utanmaz mısın?’ ilhamı geldi. Korkudan titremeye başladı. ‘Ey hatun! Allah (CC) Hz.leri’nin korkusu içime düştü, izin ver gideyim, altınlar sana helal olsun.’ dedi ağlayarak evine geldi haliyle uğraşmaya başladı. Bu zatın bu hali kadına tesir etti. O zahidi aradı buldu kapıyı çaldı o zat kapıya geldi. Kendini yoldan çıkaran kadını görünce büsbütün perişan oldu. Kendini kınadı. ‘O bir kere tevbesini bozduğu, için korkusundan can verdi. Sen ise bunca defadır tevbeni bozdun hiç aldırış etmedin.’ diyerek evine gitti. Kadın o zatın kardeşi ile evlendi, malını mülkünü Allah (CC) rızası için kocasına bağışladı. Çocuklarının hepsi alim salih birer insan oldular.”[52] Kainatın Halikı (CC) buyururlar ki: “Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulûm ettikleri zaman Allah’ı (CC) anarak hemen günahlarının bağışlanmasının isteyenler, (ki günahları Allah’tan (CC) başka kim bağışlayabilir?) hem de yaptıkları günaha bile bile ısrar etmemiş olanlar var ya, işte onların mükafatı, Rablerinden bir mağfiret ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedi kalacaklardır. Şu işleri yapanların mükafatı ne de güzeldir.”[53] Tevbeyi bir daha işlememek azmiyle, nadim olarak ve içli dışlı etmek gerekir. Sadece dışıyla ve diliyle tevbe edenin hali şuna benzer: Bir necis yığını üzerine ipekten, göz kamaştırıcı bir örtü örtülür. Altındakinin farkında olmayan herkes bu ipeğe hayranlıkla bakar, fakat biraz sonra örtü kaldırılıp necis ortaya çıkınca seyirciler kaçışıverir. İşte ibadeti içten yapmayan ve tevbeyi şartlarına göre yapmayanların hali de böyledir. Görünüşleri namaz niyazdadır, fakat içleri temiz değildir. Kıyamet günü perdeler ortadan kaldırılınca Melekler onlardan kaçışırlar. “Bununla beraber, şüphe yok ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel işleyen sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için Ğaffarım, (çok bağışlayıcıyım).”[54] Ey kardeşim! Bil ki, alel acele büyük ve küçük günahlardan tevbe etmek ve kötü huyları terk edip iyi ahlaklı olmak farzı ayındır. Küçük günahları mühimsememek ve devamlı işlemek büyük günahların meydana gelmesine sebep olur. Damlaya damlaya göl olur. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri buyurdu ki: “Bu Ayet-i Kerime, Hz. Adem’in (AS) yaratılmasından dört bin yıl önce arşın kenarlarında yazılmıştı.” Yine buyuruldu ki: “O tevbekârlar bilmediler mi ki, bizzat Allah (CC) kullarından tevbeyi kabul eder. De ki: ‘Ey tevbekârlar, çalışın (islediğinizi yapın) çünkü yaptıklarınızı Allah (CC) da, Resulü de, müminlcr de görecektir.”[55] “Şirk ve nifaktan tevbe edenler, Allah’a (CC) ihlâsla ibadet edenler, hamd edenler.”[56] “Münafıklar, her yıl bir veya iki kere çeşitli belalara çarpıldıklarını, görmezler mi? Böyle iken, yine tevbe etmezler ve ibret almazlar.”[57] Ayet-i Kerime’lerdeki bütün bu vasıfları toplayan bahtiyar insanlar dünyadan ahirete pişmanlıkla gitmezler. Çünkü elinden geldiği kadar günah işlememeye ve evvelden işlediği günahlarına tevbei istiğfar ettiğinden Yüce Allah (CC) Hz.leri ve O’nun (CC) Resul-ü Azamını (SAV) sevenlerle beraber olduğundan, “Kişi sevdiğiyle beraberdir!” Hadis-i Şerif’i mucibince ebedi aleme sevinerek gider, yoksa seven kişi sevdiğinin hoşuna gitmeyen hareketlerde bulunmaz. Nitekim Yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur ki: “O’dur (CC) ki, kullarından tevbeyi kabul buyuruyor, günahlardan afv ediyor ve O (CC) bütün yaptıklarınızı bilir.”[58] “Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizin kazandığı (günahlar) yüzündendir. Allah (CC) ise, günahların bir çoğunu bağışlıyor (da bunlardan dolayı musibet vermiyor.)”[59] Ey aciz kul! Hal böyle olunca O’nun (CC) emirlerine nasıl asi olabiliriz? O’nu (CC) nasıl gücendirebüiriz? Evet Allah-ü Teala (CC) Hz.leri kuluna kırılır ve gücenir. Bize azab da etmese O’nu (CC) kırmaya ve gücendirmeye nasıl cesaret eder ve sonra huzuruna ne yüzle çıkarız. Evet Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni hiç unutmamalı ve O’ndan (CC) gafil olmamalıyız. Ve O’ndan (CC) korkmalı ve haya etmeliyiz. Emirlerini seve seve yerine getirip nehiylerinden de O’ndan (CC) korkarak O’ndan (CC) haya ederek ve O’nu (CC) gücendirmekten son derece sakınmalıyız. Hiç şüphe yoktur ki, Allah (CC) Hz.leri’nin vaadi hak, vermiş olduğu haberi de, gerçektir. Bu Ayet-i Kerime’lerden anlaşılıyor ki, tevbe günahları silip hiç bir eser bırakmıyor fakat yapılan tevbenin gerekli şart ve usûllerine riayet edilerek yapılmalı. İşte o zaman tevbe tesirini gösterir. Tevbe neticesinde günahların afvedilmesi hiç şüphe yok ki, Allah (CC) Hz.leri’nin kullarına bir lütuf ve ihsanıdır.[60] Ey aziz kardeş! Hakk Teala (CC) Hz.leri’nin kelamını ve Resul-ü Mücteba’nın (SAV) Hadis-i Şerif’lerini işitip onunla amel etmek sadece dirilere nasiptir. Ayakta gezen ölüler bir şey duymaz ve işitmezler. Yüce Allah (CC) Hz.leri Kur’an-ı Azim-ül Burhan’da buyurur: “Ey (Habibim SAV) sen bizim Kelamımızı ve Emirlerimizi dünya muhabbet ile gönülleri ölmüşlere işittiremezsin.”[61] Burada işitmekten murad tutmak ve uymak manasınadır. “İnsan günahını öne alır ve tevbesini geri bırakır. Bir gün gelir ki o tembelliği ve gevşekliği üzünden yaramaz bir fiil işlerken tevbesiz olarak ölür. Alay ederek sorar; Kıyamet günü ne zaman?”[62] İmdi ey aziz! Bilmiş olasın ki, Cenab-ı Hakk’ın (CC) inaneyetiyle bir kimse kendisini bir toplar ve o ana kadar ettiklerine tevbei Nasuh ile tevbe eder, Allah (CC) Hz.leri’nin hakkını ve kul haklarını da edaya başlar. Kötü ahlaklarının güzel ve temiz ahlâka, tebdili için kendisini bütün mahlûkattan aşağı görür, bütün günahlarını önüne koyarak gözünü Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin merhamet ve Rahmetine diker, aczini bilerek her zaman aczini itiraf eder, “aman kapısı”ndan ayrılmayarak her nefes zikri aman olursa ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rızasını kazanmaya çalışır ve gayret ederse, Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri bu kulun sıdkına, istikametine, sebatına ve ihlasına nazar eder. İlahi ihsanı ve Rabbani inayetiyle onsekiz bin alemin Fahr-i Ebedisi Efendimiz Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz Hz.leri’ne Yüce Mevla (CC) Ferman buyurur ki: “Habibim Ahmed ve Resulüm Ya Muhammed (SAV)! Filan kulum geçmiş günahlarına pişman olup İlahi Rızam yoluna girdi. ‘Allah-ü Teala (CC) günahlarından tevbe edenleri, fenalık ve kirliliklerden temizlenenleri sever.’[63] Ayet-i Kerimes’inin altına girdi. Fakat o kulumun kalbi hâlâ açıktadır. Dünya hırs, heves ve istekleriyle doludur seni o kulumun korunmasına temizlenmesine süslenmesine tarafı İlâhiyemden memur eyledim, nezaret eyle ve Meleklerimle temizle ve süsle.” diye emir buyurur. O anda Fahri Alem (SAV) Efendimiz’in, Ruhaniyyetleri o kalbe nazar eder ve Meleklere emir buyurur. Melekler o kalbi temizlemeye başlarlar. O kalbde dünya hırs heves ve isteklerinden hiç bir şey bırakmazlar ayna gibi parlatırlar. Türlü süslerle süslerler. Fakat o kalbin bazı yerlerinde hayvan suretinde bir şey dönüp dolaşmaktadır. Onun hiç ele geçmediğini Melekler Fahri Alem (SAV) Efendimiz’e haber verirler. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz de Cenab-ı Hakka münacaat buyururlar. “Ya Rabb (CC)! Bu kulunun kalbi temizlendi, fakat hayvan şeklinde acaib bir şey dönüp dolaşıyor ve ele geçirilmesi de mümkün olmuyor.” Melekler aciz kalmışlardı, Vacib-i Teala Vetekaddes Hz.leri buyururlar ki: “Habibim (SAV)! İşte nefis denilen şey odur, o hayvanı benim emrimle, meleklerime yakalattır ve kalbin dışarısında sağlam zincirlerle bağlattır, akla da tenbih et, kalbin kapısı önünde otursun o kalbe bir veled ihsan edeceğim, ona ‘Murad’ adını koysunlar. Habibim (SAV) onu da sen emzireceksin, kalbin anahtarlarını da ona teslim edeceksin. O kalbin ortasına bir mücevher kürsüsü ihsan eyledim. Kur’an-ı Azimüşşan’ı da o kürsünün üzerine kondurdum.” Bu vesile ile kalbin kapıları açılır ve emre amede beklemeye başlar. O anda İlâhi tecelli zuhur eder. Bu hal kal ile bilinmez, tutmayan bu hali hiç bilmez.[64] Yani kulun kalbinin bu hale gelebilmesi, nefs-i hayvanidan nefs-i insaniye geçebilmesi için Tasavvuf yoluna sülük etmesi lazımdır. Yine buyuruldu ki: “(Ey Resulüm (SAV) tarafımdan kavmine) de ki: ‘Ey (günah işlemekle) nefislerine karşı haddi aşmış kullarım. Allah’ın (CC) rahmetinden (sizi bağışlamasından) ümidi kesmeyiniz. Çünkü Allah (CC) (şirk ve küfürden başka, dilediği kimselerden) bütün günahları mağfiret buyurur. Onun için başınıza azab gelip çatmadan (tevbe edip) Rabbinize dönün, O’na (CC) halis ibadet edin, sonra kurtulamazsınız.”[65] “Sonra günahkâr nefsin şöyle demesi var: ‘Yazık bana. Allah’a (CC) ibadette kusur etmişim. Ben (Kur'an ve müminlerle) alay edenlerdenim’.”[66] “(Allah (CC) o kafire o günahkar nefse şöyle buyurur) Hayır! Sana ayetlerim (Kur’an’ım) geldi de onlara yalan dedin, kibirlendin.”[67] Halbuki, iblis kendi nefsinin suçluluğunu asla kabul etmedi, nedamet duymadı ve nefsini takdir etmedi. Tevbe edip Allah (CC) Hz.leri’nden affını talep etme yoluna gitmedi, tersine Allah (CC) Hz.leri’nin rahmetinden ümidini kesti, kibirlendi. Kim ki, iblis gibi hareket ederse onun tevbesi kabul edilmez, kim de Hz. Adem (AS) gibi hareket ederse Allah (CC) Hz.leri onun tevbesini kabul eder. Çünkü, nefsin şehevi heva ve hevesinden ileri gelen her günahın affedilmesi umulur. Kibir ve azametten ileri gelen bir günahın affedilmesi ise umulmaz. Hz. Adem (AS)’ın günahı nefsin şehevi arzusundandı. İblis’in günahı ise kibir ve azamettendi. Ayet-i Kerime’de beyan edilen nefislerine karşı, “Allah (CC) Hz.leri’nin Rahmetinden ümid kesmeyiniz” bahsi bunu ifade etmektedir. Mümin kişi, Allah (CC) Hz.leri’nin Rahmetinden ümidini kesmemekle beraber, ibadetlerini de yapar, kötü fillerinden vazgeçer ve kötü huylarını terkeder. Diğer Ayet-i Kerime’sinde de Yüce Mevlamız şöyle buyurur: “Doğrusu Allah (CC), kendisine eş koşulmasını (eş koşanın günahını) bağışlamaz, O’ndan başkasını (CC), dilediği kimse için bağışlar.”[68] Ey mümin kardeşler! Ey Hakk (CC) yoldaşları! Fırsat elde iken, korkunç ölüm bizi bulmadan, yalnızlık evine girmeden, rezil olmadan, amelimizle basbasa kalmadan Rabbimizi (CC) sevip emirlerine boyun eğelim. “Allah (CC), sizin tevbelerinizi kabul etmek ister. Halbuki şehvetlerine uyanlar (Yahudi hıristiyan ve diğer kafirler) sizi doğru yoldan büyük bir meyi ile harama götürmek ister.”[69] “Eğer onlar, nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahlarına Allah’tan (CC) mağfiret dileseler, Peygamber (SAV) de kendileri için afv isteseydi, elbette Allah’ı (CC) tevbeleri ziyade kabul edici, çok esirgeyici bulacaklardı.”[70] “Ancak yaptıklarından tevbe edip hallerini düzeltenler ve Allah’a (CC) (dinine) sarılıp (ibadetlerini Allah (CC) için halis kılanlar müstesna).”[71] “Vah, yazıklar olsun dünyada kusur yaparak vaktimizi boşa çıkardık, onlar günahlarını arkalarına yükleneceklerdir. Dikkat edin ki, yüklendikleri günah ne kötüdür.”[72] Ey aziz müslüman! Kıymetli ömrümüz günah işlemekle, kusur, kabahat yapmakla, yanılmakla geçip gidiyor. Bunun için işlediğimiz günahlar için Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne boyun büküp tevbe edelim, yoksa vera ve takvadan konuşmamız boş olur. “Öyle ki, içinizden kim bilmeyerek bir fenalık yapmış da arkasından tevbe edip (halini) düzeltmişse (Allah’ın (CC) ona mağfireti vardır). Muhakkak ki, Allah (CC) Gafur’dur, Rahim’dir.”[73] “(Ey Resulüm) (SAV)! Kur’an’la hatırlat ki, bir nefis yaptığı günah yüzünden bir defa helaka düşmesin.”[74] “Gizli ve aşikâr olan günahı bırakın. Çünkü günah kazananlar, kıyamette, kazandıklarının cezasını muhakkak çekeceklerdir.”[75] “Fakat her kim de Rabb’ının (CC) makamından korkmuş ve nefsi şehevattan alıkoymuşsa; Muhakkak cennet onun gideceği yerdir.”[76] Nefse muhalefet etmek, yapılan bütün ibadetlerin başıdır. Kul nefse muhalefet etmekle, Hak Teala (CC) Hz.leri’ne giden yola kavuşur. Çünkü kul nefsinin esiri olmuşsa, helak olmuş demektir. Bu Ayet-i Kerime’de Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri nefse muhalefet etmeyi emretmiştir. “İşte bu mutluluk, Rabb’ından (CC) korkanlara mahsustur.”[77] Nefsinin arzularından kaçınıp ilahi emirlere nefsinin boynunu büktüren her müslüman, Allah (CC) Hz.leri’nin inayeti ve izniyle İnşaallah Cennetliktir. “Artık kim azgınlık edip kafir olmuş; (Ahiret üzerine) dünya hayatını tercih etmişse; Muhakkak cehennem, onun varacağı yerdir.”[78] Bil ki, tevbe, marifet ve iman ile başlayan bir nurdur. Bu nur zuhur edince günahın öldürücü zehir olduğu görülür. Bu öldürücü zehirden (günahtan) çok yediğini öğrenen, mutlaka içine korku ve nedamet düşer. Tıpkı zehir yediğinin farkına varınca korku ve nedamet çekip bu şehvetlerin evveli tatlı fakat sonunda zarar ve acılar olduğunu gören kimse derhal geçmiş günlerine pişman olup canına korku ateşi düşer, bundan önce gafillere arkadaşlık ederdi. O halde gerçek tevbe nedamettir. Onun aslı iman ve marifet nurudur.[79] Yine buyurulduki: “İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın.”[80] “Bilin ki Allah (CC) tevbeleri sebebiyle günahlarını mağfiret buyurucudur.”[81] “Kim yaptığı hırsızlık zulmünden tevbe eder ve halini düzeltirse muhakkak ki, Allah (CC) onun tevbesini kabul eder.”[82] “Ey iman edenler! Nefislerinizi düzeltmek üzerinize borçtur.”[83] Ey biçare! Bil ki, tevbe Cenab-ı Hakk’a (CC) rücû etmeye (dönmeye) denir. Müridlerin ve (sülûk ehlinin) yolunun başlangıcı tevbedir. Hiç bir insanın tevbeden müstağni olması mümkün değildir. Zira yaratılışın başlangıcından sonuna kadar günahlardan temiz ve arınık olmak meleklere mahsustur. Bütün ömür boyu muhalefet ve günaha gömülmek şeytana münhasırdır. Tevbe hükmü ile günah yolundan taat yoluna dönmek de Adem (AS) ile O’nun (AS) çocuklarının halidir. Geçmiş taksiratından tevbe ile kendini hazırlayan kimse Hz. Adem’e (AS) olan nisbetini doğrulamış olur. Ömrünün sonuna kadar zamanı günahlarla geçiren kimse de şeytana nisbetini doğrulamış olur. Ancak insanların bütün ömürlerinde taat üzere olmaları mümkün değildir. Zira ilk yaratılışında eksik ve akılsız yaratılmıştır. Ve başkaca kendisine şehvet ve arzular musallat edilmiştir.[84] “Kullarının günahlarından O’nun (CC) haberdar olması yeter.”[85] “Ahdim olsun ki, cehennemi cin ve insanların günahkarları ile dolduracağım.”[86] Yüce Allah (CC) Hz.leri bizi bu bedbaht zümreden etmesin. (Amin) Ey bir çare! Bilmiş olasın ki, tevbe etmek insanlık zaruretlerindendir. Sülük ehlinin (Tarikata girenin) ilk adımıdır. Yani tevbe etmeye devam edenlerin ve şeriat akliyle gaflet uykusundan uyanıp din yolunun istikamet ve istikametsizliğini ayırdettikten sonra tevbeden başka mühim farz yoktur. Zira tevbenin manası dalalet yolundan dönüp hidayet yoluna başlamaktır ve ömrünün sonuna kadar işledikleri günahları hatırlayıp tevbe de daim olmaya devam etmektir. Bilmiş ol ki, tevbe her zaman herkese farzdır. Zira buluğa eren kimse eğer kafir ise küfürden tevbe etmesi farzdır. Eğer müslüman ise ve müslümanlığı ana ve babasını taklid ise dili ile İslamı ikrar edip kalbi de ondan gafil ise gafletten tevbesi ve kalben tevbenin hakikatından haberdar olması farzdır.[87] Alemlerin Halikı (CC) buyurur: “Ey Resulüm (SAV)! De ki; Rabbim ümmetimi bağışla, onlara merhamet buyur, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.”[88] “(Müminler adet edinsinler diye) günahın için mağfiret dile.”[89] “O günah bağışlayan, tevbe kabul eden, azabı şiddetli olan ihsan sahibi Allah’tandır (CC).”[90] Arşı taşıyan melekler tevbe edenleri bağışlaması için Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne dua ederler. Yüce Allah (CC) Hz.leri buyuruyor: “Ey Rabbimiz (CC)! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır, Bunun için tevbe edenleri ve senin yoluna koyulanları bağışla, onları cehennem azabından koru.”[91] “Muhakkak ki, mümin erkeklerle mümin kadınlara eziyet edenler sonrada tevbe etmeyenler (var ya) işte onlara cehennem azabı var.”[92] “Eğer Allah’ın (CC) üzerinize ihsanı ve rahmeti olmasaydı ve Allah (CC) tevbeleri kabul eden hikmet sahibi olmasaydı, sizi rüsvay ve perişan ederdi.”[93] “Kim Allah’a (CC) ve Resulüne (SAV) itaal eder, yaptığı günahlardan ötürü Allah’tan (CC), korkar ve geri kalan ömründe O’ndan (CC) sakınırsa, işte bunlar ebedi saadete kavuşanlardır.”[94] Bilesin ki, bu günahların hepsi kalb pislikleri ve günahların kaynaklarıdır. Bunların her biri itidal derecesine getirip bu şehvetleri akla ve şeriata itaatli yapıncaya kadar bunlardan (günahlardan) tevbe etmek farzdır. Bu mertebe ciddi bir çalışma ve uzun bir mücahede ile elde edilir. Eğer bunların tamamından da arınık ise, vesvese, nefis konuşması ve imkansız fikirlerden boş olmaz, bunların tamamından tevbe etmek farz olur. Eğer bunlardan da boş ise bazı hallerde Allah (CC) Hz.leri’nin zikrinden gafil kalmaktan boş olmaz. Bütün bu noksanların aslı bir an dahi olsa Allah (CC) Hz.leri’ni unutmaktır. O halde bundan da tevbe etmek farzdır. Eğer daima zikir ve fikirden boş kalmıyorsa da zikirde de değişik dereceler vardır. O derecelerin her biri, bir üstüne göre noksandır. O halde daha yükseği mümkün iken eksik derece ile kanaat etmek aldanış ve hüsrandır. Ondan tevbe etmek farzdır. Eğer bir kimse küfür, günah, gaflet ve taksirattan tevbe ettikten sonra, tevbe ile yüksek dereceleri elde etmek farz değildir. “O halde niçin bu tevbcye farz dedin?” diye sorulacak olursa cevabı şöyle olur: Farz iki kısımdır: Bir kısmına zahiri fetvalar mucibince farz denir. Bu avam insanların derecesidir. Bu şöyledir ki, bununla meşgul olanın dünyası viran olmaz ve dünya maişetini sağlamak mümkün olur. Bu farz onları cehennem azabından kurtarır. İkincisine ise avam insanlar güç getiremezler. Bu farzı yapmayan cehennem azabından ve ayrılık acısından kurtulamaz. Zira ahirette gökteki yıldızlar gibi kendinden yüksek kimseler görecektir ve bu aldanış ve hasret onun için azab olacaktır. İkincisine farz denilmesi bu azabdan kurtulmak içindir. Nitekim bu dünyada da bazı kimselerin derecesi akran ve emsalinden yüksek olunca dünya öbürlerinin gözüne dar ve zindan olur. Bu aldanış hasretinden sanki onların bedenine ateş düşer, bu itibarla onun azabı dayak ve işkence değil ise de yine azaptadır. Bu sebeple kıyamet gününe aldanma günü denilmiştir. Taat etmeyen “niçin taat etmedim?”, taat eden de “niçin daha çok taat etmedim?” diye hayıflanır. Bunun içindir ki, Peygamberler (AS) ve velilerin yolu şu idi ki, yarınki gün hasret ve nedamet çekmeyelim diye ibadet yapabildikleri zamanın bir dakikasını bile kaçırmazlardı. Resulüllah (SAV) Efendimiz daima aç dururlardı. Hatta Hz. Aişe Sıddıka (RA) annemiz derdi: “Elimi Resulüllah’ın (SAV) mübarek karnı üzerine koydum, çok zayıf olduğu için acıdım ve ağladım. Dedim ki ‘Canım sana feda olsun, Ye Resulallah (SAV)! Dünya yemeğinden doya doya yesen ne olur?’ Resulüllah (SAV) buyurdu ki; ‘Ey Aişe! Benim kardeşlerim Ulul azim Peygamber (AS) idiler. Sıkıntılara sabredici idiler. Çok mükafat ve derecelere kavuştular. Korkarım ki, eğer dünyadan nasib alırsam benim derecem onların derecesinden aşağı olur, ben sıkıntılara günlerce sabretmeyi kardeşlerimden geri kalmaktan iyi görürüm.’ buyurdu.” Hz. İsa (AS) bir defa uyurken başının altına taş koydu şeytan yanına gelip: “Ey İsa (AS)! Sen dünyayı terketmemiş miydin? Şimdi pişman mı oldun?” diye sordu. Hz. İsa (AS) da: “Ben ne yaptım?” dedi. Şeytan: “Başının altına taş koydun, rahatlık ve huzur istedin.” dedi. İsa (AS) başının altındaki taşı attı. “Bunu dünya ile beraber sana bağışladım.” dedi. Resulüllah (SAV) nalinlerinin kayışlarını yenilemişti, gözüne ilişince güzel göründü yenisini çıkarıp eskisini takmalarını buyurdu. O halde bilmiş ol ki, bütün bunlardan anlaşılıyor ki, kul hiç bir zaman tevbeden müstağni değildir. Ebu Süleyman-ı Darini (RA) der ki: “Eğer kul yalnız bugüne kadar boşa geçirdiği zamanına baksa, ölünceye kadar üzülmeye yetişir. O halde gelecek zamanını da boşuna geçirene ne dersin? Şunu da bil ki kıymetli bir mücevheri kaybeden kimse mutlaka ağlar sızlar. Ömrünün her nefesi de öyle kıymetli bir mücevherdir ki, onunla ebedi saadetini avlamış olur. Bunu günah ile geçiren kimse bu günahtan haberdar olduğu zaman hali nasıl olur? Bilhassa bu böyle bir hatadır ki, haberdar olduğu zaman hasret ve pişmanlıktan da fayda vermez.” Bunun için Allah-ü Teala (CC) Hz.leri buyurur ki: “Sizden birinize ölüm (alametleri) gelip de: ‘Ey Rabbim (CC)! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de, sadaka versem ve salihlerden olsam’.”[95] Çünkü kul ölüm anında Azrail (AS)'ı görünce dünyadan göçmek zamanı olduğunu anlar, bunun için sonsuz hasret ve nedamet kalbini kaplar. “Ey ölüm meleği! Bana bir gün mühlet ver ki, tevbe edip özür dileyeyim.” diye yalvarır. Ölüm meleği (Azrail AS): “Senin çok vaktin vardı, boşa geçti, şimdi ömrünün müddeti kalmadı. Nasıl mühlet istersin?” der. O kimse: “Bari bir saat mühlet ver.” der. Ölüm Meleği: “Saatler tamam oldu.” diye cevap verir. O kimse tevbeden, ümitsizlik şerbetini tadınca imanı tereddüde düşer. Eğer Allah (CC) korusun, ezelde onun şekavetine hüküm edilmiş ise kuşku ve tereddütle gider ve bedbaht olur. Eğer saadetine hüküm edilmişse imanını selametle kurtarır. Şöyle buyurulmuştur ki: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin her kulu ile iki sırrı vardır. Biri anasından doğduğu zaman Allah-ü Teala (CC) Hz.leri ona: ‘Ey kulum! Seni tertemiz yarattım sana ömrünü emanet verdim. Ölüm zamanında bana teslim edinceye kadar onu muhafaza eyle.’ der. İkinci sırrı da ölüm zamanında: ‘Ey kulum! Sana verdiğim emaneti ne yaptın? Eğer onu koruyup, hakkını gözetmişsen onun sevabını bulursun. Eğer boşa geçirmişsen cehennem ateşine girersin. Vaktine hazır ol.’ der.”[96] Allah (CC) Hz.leri, cümle mümin kullarına, ölmeden evvel hazırlığını tamamlayan, günahlarına tevbe edip huzuruna temiz bir iman ile giden kullarından olmayı nasip eylesin. (AMİN!) -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Ankebut S. A.7 [2] El-Ankebut S. A.13 [3] Et-Tahrim S. A.8 [4] El-Bakara S. A.222 [5] Hud S. A.3 [6] Hud S. A.90 [7] Hud S. A.112 [8] En-Nasr S. A.23 [9] El-Hucurat S. A.11 [10] İslam Ansiklopedisi Cild2. S.244 [11] Hud S. A. 114 [12] El-Bakara S. A.128 [13] El-Bakara S. A.37 [14] El-Bakara S. A.54 [15] Nuh S. A.4 [16] El-Furkan S. A.70-71 [17] El-Hadid S. A.12,13 [18] Et-Tahrim S. A.8 [19] El-Hadid S. A.21 [20] El-Enam S. A.12 [21] Ez-Zilzal S. A.7,8 [22] En-Nisa S. A.31 [23] En-Nisa S. A.17,18 [24] En-Nur S. A.31 [25] El-Enam S. A.160 [26] El-Maide S. A.90,91 [27] El-Bakara S. A. 284 [28] El- Ankebut S. A.4 [29] El-Enam S. A.55 [30] El-Müminun S. A.100 [31] Kaf. S. A.17-18 [32] İslam. Tasavvufun Özü. S.113 [33] İslam. Tasavvufun Özü. S.113 [34] El-Müddessir S. A. 37,38 [35] El-İsra S. A.25 [36] El-İsra S. A.14,15 [37] El-İsra S. A.7 [38] El-İsra S. A.97 [39] El-Furkan S. A.28,29 [40] Muhammed S. A.19 [41] En-Nisa S. A.106 [42] En-Nisa S. A.107 [43] En-Nisa S. A.110-112 [44] El-Bakara S. A.81 [45] El-Bakara S. A.11 [46] Al-i imran S. A.11 [47] Al-i İmran S. A.89 [48] Al-i İmran S. A.90 [49] Al-i İmran S. A.182 [50] El-Enfal S. A.29 [51] El-Enfal S. A.33 [52] Müzekkin Nüfus S.475 [53] Al-i İmran S. A.135,136 [54] Ta-Ha S. A.82 [55] Et-Tevbe S. A.105 [56] Et-Tevbe S. A.112 [57] Et-Tevbe S. A.126 [58] Eş-Şura S. A.25 [59] Eş-Şura S. A.30 [60] İslami Araştırmalar Şeri Fetvalar Cild1 S.77 [61] En-Neml S. A.80 Devam üzere istiğfarda bulunmak İslâmın sünnellerindendir. Devamlı tevb-i istiğfar etmek insanın üzüntüsünü alır. Günahlardan el çekmek, Ayet-i Kerime’ler ile emredilmiştir. Daima nefs ile mücadele etmeli, nefsin arzularını yerine getirmemeli, nefsi Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin emirlerine zorlamalı ve itaate alıştırmalı, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin menettiği şeylerden de onu zorla uzaklaştırmalıdır ve Tasavvufa (tarikata) yönelmenin, ilk anda eski günahlara tevbe etmekle başlanılacağı bilinmelidir. Ve şu ayetleri de unutmamak gerektir: “O halde küfre varırsanız, çocukları ak saçlılar haline çevirecek bir günün (kıyametin) azabından kendinizi nasıl koruyacaksınız?”[1] “O halde, (ey insan bunca deliller ortaya çıktıktan) sonra, seni hesab gününü inkara götüren ne?”[2] Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri’ne devamlı dua etmek lazım ve O’ndan (CC) affımızı talep etmemiz lazımdır. “Rabbimiz (CC)! Eğer unuttuk, yahut kastımiz olmayarak hata ettikse bizi (ondan) hesaba çekme. Ey Rabbimiz (CC)! Bizden öncekilere yüklediğin musibetler gibi, bize, ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz (CC)! Güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükletme, bizden çıkan günahları affet, bizi bağışla, bize merhamet buyur, Sen Mevlamız (CC), yardımcımızsın.”[3] Her zaman Allah (CC) Hz.leri’nden özür dilemek, her O’na yalvarmak, kulun Allah (CC) Hz.leri’ne yaklaşmasına vesile olur ümidini hiç elden bırakmamak gerklidir. Şöyle dua edilebilir: Ya Rabbi (CC)! Bize kereminle nazar kıl. Biz kullarından ancak hata sadır olur. Ya İlahi, Senin rızkınla beslendik. Senin ihsan ve lütuflarına alıştık. Ya Rabbi (CC)! Bizi bu dünyada aziz kıldın, öbür alemde de aziz kılmanı senden umarız. Aziz eden de sensin, Zelil eden de sensin. Senin aziz kıldığın kimse horluk görmez. Ya İlahi! İzzetin hakkı için bizi zelil etme! Günahlarımızdan dolayı bizleri utandırma. Dünyada iken bizi günahlarımızdan arındır. Dünyada iken af ve mağfiret eyle de ukba alemine, bırakma. (AMİN) Yüce Allah (CC Hz)leri Buyuruyor: “Ey Resulüm (SAV), şöyle de: ‘Ey mülkün sahibi Allah’ım (CC)! Sen, dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin dilediğini de zelil edersin. Hayır, yalnız senin elindedir. Muhakkak ki sen her şeye kadirsin.”[4] “Onları geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü için topladığımız ve kendilerine hiç zulüm edilmeyerek herkese dünyada kazandığı tamamen ödendiği vakit halleri nasıl olacak?”[5] “Bununla beraber işledikleri her şey, (amellerin yazıldığı) defterlerdedir.”[6] “(Hesap için) Rabbi (CC) huzurunda durmaktan korkan için iki cennet var.”[7] “Allah (CC), gözlerin hain bakışını da bilir, kalblerin gizlediğini de.”[8] “Bugün (ahirette) herkes kazandığı ile cezalanacaktır. Zulüm yok bugün. Şüphesiz ki, Allah (CC) hesabı çok çabuk görendir.”[9] “Sonra o cehenneme atılmaya layık olanların kimler bulunduğunu elbette, biz daha iyi biliriz. İçinizden hiç biri istisna edilmemek üzere mutlaka cehenneme varacaktır. Bu, Rabb’inin (CC) katında kesinleşmiş bir hükümdür. (Ancak cennetlikler yanmadan geçecekler, cehennemlikler ise ateşe düşeceklerdir.) Sonra, Allah’tan (CC) korkup sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız.”[10] “Muhakkak ki, takva sahibi olanlar (her türlü kederden) emin bir yerde.”[11] “(Bütün bunlar, kendilerine) Rabb’inden (CC) bir kerem ve ihsan olarak verilmiştir, işte bu, en büyük kurtuluş ve saadettir.”[12] Tüm bu Ayet-i Kerimeler bir insana küpe olmalı, insan günah işleyeceği zaman bu Ayet-i Kerime’leri hatırlamalıdır. Şüphesiz ki, iman eden insanlar için bu Ayet-i Kerime’ler birer ikazdır ve bu ikazlara ancak gerçekte iman etmiş kullar kulak verirler. Yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur ki: “Bir de cennetlik olanlar cehennemliklere şöyle bağırırlar; ‘Gerçekten, biz, Rabbimiz’in (CC) bize vaad buyurduğu sevabı hak bulduk, siz de Rabbiniz’in (CC) vaad buyurduğu cezayı hak buldunuz mu?’ Onlar da: ‘Evet. hak bulduk’ derler.”[13] “Küfre dalmış bir kafir oldukları halde ölüp gitmiş kimseler (var ya) bunların her biri kendini kurtarmak için dünya dolusu altın verecek olsa, bile, asla hiç birinden kabul olunmaz.”[14] “Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer siz iman eder ve (küfürden) sakınırsanız, (Allah (CC) ahirette) size mükafatlarını verir.”[15] “Ey insanlar! Muhakkak Allah’ın (CC) vaadi (öldükten sonra dirilmek, hesaba, çekilmek) vuku bulacaktır. O halde, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın, şeytan da sakın sizi Allah’ın dininden aldatıp kaydırmasın.”[16] Tevbe eden bir insan, daima o tevbe ettiği hal üzere olmalıdır ve bir daha günah işlememeye gayret göstermelidir. Ancak bu şekilde, Allah (CC) Hz.leri’nden af ve mağfiret umulur. Allah (CC) Hz.leri tüm inanan kullarına, tevbe ettikten sonra bir daha günah işlememeyi nasip etsin! (AMİN) -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Müzzemmil S. A.17 [2] Et-Tin S. A.71 [3] El-Bakara S. A.286 [4] Al-i İmran S. A.26 [5] Al-i İmran S. A.25 [6] El-Kamer S. A.52 [7] Er-Rahman S. A.46 [8] El-Mümin S. A.19 [9] El-Mümin S. A.17 [10] Meryem S. A.70-72 [11] Ed-Duhan S. A.51 [12] Ed-Duhan S. A.57 [13] El-A’raf S. A.44 [14] Al-i İmran S. A.91 [15] Muhammed (Kıtal) S. A.36 [16] Fatır S. A.5 TEVBEYE AİT HADİS_İ ŞERİFLER Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Ey insanlar! Allah (CC) Hz.lerine tevbe ediniz ve O'ndan (CC) Mağfiret dileyiniz. Allah (CC) Hz.lerine andolsun ki, hakikat ben de günde yüz. defa tevbe etmekleyim.”[1] Yine Resul (SAV) buyurdu ki: “Benim kalbime nurani bir perde arız olduğunda olur da bir günde yüz kerre Allah (CC) Hz.lerinden mağfiret dilerim.”[2] Bir başka Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulur: “Allah’a (CC) and olsun ki ben günde yetmiş defadan fazla Allah'an (CC) mağfiret diliyorum.”[3] Şayet: “Peygamberler (AS) günah işlemezler, bunların istiğfarı lüzumsuz olmaz mı?” dersen, buna dört şekilde cevap veririz: 1- Peygamberlerin (AS) gönlüne ümmeti hakkında bir perde gelse hemen istiğfar ederdi. 2- Peygamber (SAV) Efendimiz daima ilerlemede ve yükselmede idi. Bir mertebe ileri geçtiği vakit, geride kalan mertebesi daha iyi olduğu için ona istiğfar ederdi. 3- Hicap dediğimiz bir mestliktir. Bu da muhabbet yolunda Peygamberimiz (SAV) Efendimiz’e gelir ve öyle bir hal alır ki, kendinden geçerdi. Sonra kendine gelince bu halinden tevbe ederdi. 4- Gönlüne gelen hatıralardan dolayı tevbe ve istiğfar ederdi. (İlk üç açıklama hakikat ehlinin, son açıklama da zahir ehlinindir.) Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz bir başka Hadis-i Şerif’inde buyurdu: “Allah (CC) Hz.leri gündüz günahkarları tevbe etsin diye geceleyin elini açar, gece günahkarları tevbe etsin diye gündüz elini açar. Ta güneş batıdan doğuncaya kadar bu böyle devam eder.”[4] “Kim güneş batıdan doğmadan tevbe ederse, Allah (CC) Hz.leri tevbesini kabul eder.”[5] “Yüce Allah (CC) Hz.leri can boğaza gelmedikçe kulunun tevbesini kabul eder.”[6] Ey bir çare. Şunu iyi bil ki, şeytan mel'unu insanoğlunu daima nefsinin hevasına ve şehvet düşkünlüğüne çekmek ve kendi avanesi vasıtasıyla onları kandırarak dünya gururuna düşürmek ve hak yolundan saptırmak için çalışmakta ve gayret etmektedir. Eğer bir kimse Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif ile kendilerini cemal tahtına davet eden Fahr-i Alem (SAV) Efendimiz Hz.leri’nin vasiyyet ve nasihatlerine kulak vermez, iblis ve avanesinin hilelerinden hasıl olan kötü düşüncelere ve desiselerine meyletmeye başlar. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor ki: “Ademoğlunun bir dere dolusu altını olsa, onun iki dere dolusu olmasını sever. Onun ağzını gözünü ancak toprak doldurur. Allah (CC) Hz.leri tevbe edenin tevbesini kabul eder.”[7] Hz. Cebrail (AS) ölüm vaktinde, Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’e geldi: “Ya Muhammed (SAV)! Hak Teala (CC) Hz.leri sana selam ediyor ve ‘Her kim ölümünden bir yıl önce tevbe ederse, onun tevbesini kabul ederim’ diye buyuruyor.” dedi. Peygamber (SAV): “Ya Cibril (AS)! Bir yıl benim ümmetime çoktur.” Cebrail (AS) gitti yine dönüp geldi. “Hak Teala (CC) Hz.leri selam ediyor. Buyuruyor ki: “Her kim ölümünden bir ay evvel tevbe ederse, kabul ederim.” Peygamber (SAV) Efendimiz: “Ya Cebrail (AS)! Benim ümmetime bir ay da çoktur.” Cebrail (AS) gitti yine geldi. “Hak Teala (CC) Hz.leri ‘Her kim ölümünden bir hafta evvel tevbe ederse, tevbesini kabul ederim’ diye buyuruyor.” dedi. Peygamber (SAV) Efendimiz: “Bir hafta, hatta bir gün ve bir saat bile benim ümmetime çoktur.” dedi. Cebrail (AS) gitti yine geldi. “Ya Muhammed (SAV)! Allah (CC) Hz.leri ‘Eğer bir yıl, bir ay, bir hafta, bir gün çoksa, can boğaza gelince tevbe eylesin, kabul ederim. Eğer dili ile söyleyemezse, kalb ile olsun, kabul ederim, yarlığarım.’ diye buyurdu” dedi.[8] Yine Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Allah (CC) Hz.leri için tevbe eden günahkarın sesinden daha güzel bir ses yoktur. Kul: ‘Ey Rabbim (CC)!’ dediği zaman Allah (CC) Hz.leri: ‘Buyur ey kulum’ diye cevap verir ve devam eder: ‘Dile dileyeceğini. sen benim yanımda, bazı meleklerim yerindesin. Ben senin sağında, solunda ve üstündeyim. Sana senden daha, yakınım. Ey meleklerim! Şahid olun, bu kulumu affettim.’ buyurur.”[9] İbni Ömer (RA) Hz.leri demiştir ki: “Biz Resulüllah (SAV) Efendimiz’in bir mecliste yüz defa şu duayı okuduğunu saydığımız olurdu: ‘Rabbim (CC)! Beni yarlığa, tevbemi kabul et. Hakikat sen, tevbeleri çok kabul edensin ve esirgeyensin’.”[10] Hz. Resul (SAV) Efendimiz zamanında bir kadın ağlayarak Huzur-u Nebeviyye’ye geldi. Efendimiz (SAV) neden ağladığını sordular. Kadın: “Kalabalıkta söylememe hicabim manidir.” deyince orasını halvet ettirdiler ve kadın anlatmaya başladı: “Ya Resulallah (SAV)! Zina ettim, bir çocuğum oldu. Cehalet ettim. O gayri meşru çocuğumu öldürdüm ve sirke fıçısına atarak erittim. Sonra da o murdar sirkeyi sattım ve halka içirdim. Şimdi bütün yaptıklarıma nadim oldum. Acaba benim cezam nedir?” Efendimiz (SAV) tevbe ve nedamete devam etmesini tavsiye buyurduktan sonra dünya ve ahirette çekeceği azabı bildirdiler. Kadın tekrar sordu: “Ya Resulallah (SAV)! Ben bu musibete neden mübtela oldum?” diye sordu. Efendimiz (SAV) saadetle buyurdular: “Sen ikindi namazlarını kazaya bırakıyordun da, ondandır buyurdular.”[11] Alemlerin Efendisi (SAV) yine buyururlar ki: “Ey Büsre! Her günah işlediğin zaman Allah (CC) Hz.leri’ni zikret ki, Allah (CC) Hz.leri de seni mağfiretiyle zikretsin.”[12] “Bir kimse günah işler sonra pişman olursa, bu pişmanlığı günahına keffaret olur. Yani affına sebep olur.”[13] İmam-ı Mücahid (RA) Hz.leri buyuruyorlar ki: “Her sabah ve akşam tevbe etmeyen kimse kendine zulmeder.” Ey Müslüman kardeşim! Malumdur ki, günahlarına tevbe etmek, herkese farzı ayındır. Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin kat'i emridir. (Teferruat Ayet-i Kerimeler kısmında) Hiç kimse tevbeden kurtulamaz. Nasıl kurtulur ki, bütün Peygamberan-ı İzam (AS) Hazeratının hepsi tevbe ederlerdi. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz yine buyururlar ki: “Günahın tevbesi onu bırakıp bir daha ona, dönmemektir.”[14] Gerçekten bilmiş olasın ki, gece ve gündüz yirmidört saattir. İnsan her saatte ortalama bin nefes alıp verir. Yirmidört saatte insandan yirmi dört bin nefes çıkar. Bu nefesleri dünyaya rağbet ve dünya sevgisi için verince hepsi ma'siyet (günah) olur. Her gün onun hesabına yirmi dört bin günah yazılır. O bunu bilmez, farketmez. Ha böyle olunca bak ki, istiğfar (tevbe) yapmak lazım mı değil mi? İnsan tevbe edince ve tevbenin şartını yerine getirince, onun bütün nefesleri taat (ibadet ve sevap) olur. Bu vesile ile tevbe, her şeyin anahtarı olmuştur. İbni Abbas (RA) Hz.leri Resulullah (SAV) Efendimiz Hz.leri’nin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kim istiğfara devam ederse, Allah (CC) Hz.leri o kimse için her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir sevinç yaratır ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır.”[15] Hz. Aişe (RA) validemiz dedi ki: “Resulullah (SAV) vefatından önce şu duayı okumaya çok devam etti. ‘Allah'ı (CC) noksan sıfatlardan tenzih ve hamdiyle tesbit ederim. Allah'tan (CC) mağfiret diler ve O'na (CC) tevbe ederim’.”[16] Enes (RA) Hz.leri: “Ben, Resulullah’ı (SAV) şöyle söylerken işittim: ‘Allah-ü Teala (CC) şöyle buyuruyor: ‘Ey Ademoğlu! Sen bana dua ettiğin ve mağfiret umduğun müddetçe senden sudur eden günahının üzerine mağfiretimle örterim, hiç aldırış etmem. Ey Ademoğlu! Şayet senin günahın bulutlara ulaşacak olsa, sanra bana istiğfar etsen, seni yarlığarım. İsyanının çokluğuna aldırış etmem. Ey Ademoğlu! Sen bana yer dolusu hatalar getirip sonra bana bir şeyi eş tutmadan kavuşacak olursan, ben de sana yer dolusu mağfiret ederim.’ buyurdu.”[17] Yüce Allah (CC) Hz.leri Habib-i Azamına (SAV) kötülük yapanlar hakkında şöyle buyuruyor: “(Buna rağmen) sana isyan ve muhalefet ederlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim.”[18] Yüce Peygamberimiz (SAV) bir gün şöyle buyurur: “Beni İsrail zamanında adamın biri doksandokuz adam öldürür. Af umarak, bir alime gider o alim ‘Af olamazsın.’ Der. Bu kişi o alimi de öldürür. Son bir alimi tavsiye ederler, ona varıp sorar, o da ‘Af olursun fakat falan, şehire git, oranın insanları iyi kişilerdir, bulunduğun yerdeki insanlar kötü insanlardır. Bu vesile ile kurtulursun.’ der. Adam onun sözüne uyarak o şehire yollanır ve iki şehir ortasında ölür. Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri o insana iki melek gönderir. O meleklerin biri cennete, diğeri de cehenneme götürmek ister. Bunlar münakaşa ederlerken Allah (CC) Hz.leri insan şeklinde hakem melek gönderir. Hakem melek ‘Gittiği yeri ölçün’ dedi. Ölçtüler. ‘Adamın gideceği yer iyi insanların tarafına yakınsa, o tarafta ve tövbesinin kabulüne alamettir’ der. Ölçünce adamın tam orta çizgide öldüğü fakat başının gideceği yer tarafına dönük oluşu, cennettliklere teslim edilmesine sebep olur.”[19] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz Hz.leri: “Bir kimse yetmiş yıl ibadet etti. Birden ondan bir günah sadır oldu ki, onun amelini zayi etti. Sonra bir fakirin yanından geçip ona bir ekmek sadaka verdi. Allah (CC) Hz.leri o sadakanın hürmetine ona inayetle nazar eyledi, bütün günahlarını affetti ve o yetmiş yıllık ibadetini geri verdi.” buyurdu.”[20] Ariflerden biri çamurda giderken bir ara düşer ve ve her tarafı çamurlara karışıp gider. Bir taraftan da için için ağlar. Soranlara der ki: “Benim halim şu günahkara benzedi ki, o kişi günaha düşmemek için gayret eder fakat bir ara günaha girdi mi, nasıl olsa olan oldu misali, benim çamurda eteklerimi toplamaya lüzum görmeyişim gibi, o da dalar gider, geri dönemez. maksat ve önemli olan ilk günahı işlememektir.” Nebiler Nebisi (SAV) bir Cuma günü Sahabe-i Kiram’a (RA) dönerek: “Ey insanlar! Vakit geçirmeden Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne tevbe ediniz. O'na (CC) dönünüz. Fırsat elde iken salih ameller yapınız.” buyurdu. Resulullah (SAV) Efendimiz’e bir kimse gelip: “Ya Resulullah! Bir günah işledim.” dediğinde, Resulullah (SAV) Efendimiz ona Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne istiğfar eyle.” buyurmasıyla o kimse: “Tevbe ederim, yine yaparım.” dediğinde Resulullah (SAV) Efendimiz: “Her günah işledikçe tevbe eyle. Şeytan ümitsiz ve üzüntüde oluncaya kadar.” buyurması üzerine o kimse: “Ya Resulullah (SAV)! Günahım çoğaldığı zaman ne yapayım?” dedi. Resulullah (SAV Efendimiz: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin affı senin günahlarından çoktur.” buyurdu.[21] Kainatın Efendisi (SAV) Efendimiz yine buyurdu: “Bir kimse bir günah işlediğinde, kalbinde bir nokta meydana gelir. O kimsenin tevbesi, inlemesi, feryad ve istiğfar etmesi olmazsa, günah üzerine günah, siyah üzerine siyah, hatta o siyah noktalar kalbini kaplayıp kalb gözü kör olur. Bu hal üzere ölür. Günahı terk,, tevbe etmek istemekten kolaydır. O halde ölmeden önce hayatta bulunduğun zamanı ganimet bil. Günahları terketmede acele davran.”[22] Ey biçare! Şunu iyi bil ki, insan tevbe kapısından geçmedikçe ne kadar ibadet ederse etsin, onun kurtulması muhaldir. Tevbe ibadetlerin abdest mesabesindedir. Nasıl abdestsiz namaz mümkün olmazsa, tevbesiz de ibadet makbul olmayıp sonu hüsran, perişanlık ve nedamettir, nadimi pişman olmaktır. Ulu Allah (CC) Hz.leri ceza ve gadabını, günahlar için gizlemiş. İnsanın en küçük günahtan bile ateşten kaçar gibi kaçması lazımdır ve bunun yanında ibadet ve taatına güvenip günahını hiç saymamalıdır. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Pişmanlık tevbedir. Bir kimse bir günah işlese, sonra pişman olsa, pişmanlığı günahına keffarettir.”[23] Tevbe edilmeyen bir günahtan, Allah-ü Azimüşşan (CC) Hz.leri intikam alabilir. Allah-ü Zülcelal (CC) Hz.leri lütfü kadar da intikam alıcıdır. Kişinin tevbesinin kabul oluşuna delil, onun beraber olduğu arkadaşlarından bellidir. O kişi günahkâr olanlardan ayrılıp iyilerle beraber olmaya gayret ederse, onun af olunduğuna işaret eder. İnsan her kötü hali, günahı için bir iyilik yapışı, onun günahlarına keffaret olur. Hatta insanın günahı beş olmayınca yazılmaz. Melekler onun sevap işlemesini beklerler. Eğer o kul bir sevap işlerse ona on hasene verilir. Beş hasenesi ile günahları silinirken, beş de sevap yazılır. Buna kızan şeytan: “Böyle kullar cehenneme girerler mi?” diyerek oradan uzaklaşır. Alemlerin Efendisi (SAV) buyurur ki: “İnsanın amelini yazmak için sağ tarafında bulunan melek sol tarafında ulunan meleğin amiridir. Bir kimse bir iyilik işlediği zaman, sağ tarafta bulunan melek o kimse için on sevap yazar. O kimse bir günah işler ve sol taraftaki melek onu yazmak isteyince, sağındaki melek solundaki meleğe ‘Bekle! Dur! Yazma!’ der. O melek, altı yedi saat durur. O kimse eğer yedi saat içerisinde istiğfar ederse, ona bir şey yazmaz. Eğer bu zaman içinde tevbe ve istiğfar etmezse, ona bir günah yazar.”[24] Yine bir Hadis-i Şerif’te şöyle der Allah (CC) Resulu (SAV): “Bir kimse tevbe ettiği zaman ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri onun tevbesini kabul ettiğinde Allah-ü Teala (CC) Hz.leri onu korumaya memur meleğe, onun kötü amellerini kusur ve eksikliklerini unutturur ve işlediği hatalarını organlarına ve bedenine ve bunları işlediği yerlere de unutturur. O kimse kıyamet günü gelir, ona şahidlik edecek bir şey yoktur.”[25] Resul (SAV) Efendimiz tevbe edenler için şöyle buyurdu: “İnsan kıyamet günü amel defterine bakar, defterin başında günahlarını, sonunda da sevaplarını yazılmış görür. Yine amel defterinin baş tarafına dönünce defterin içinde yazılmış olanların hepsinin sevaptan ibaret olduğunu görür.”[26] Bu bildirilen, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin günahlarını sevaba çevirdikleridir. Ayet-i Kerime’lerine tamamen uygundur. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kendisine tevbe ve inabe ile hüsn-i hatime ihsan buyurduğu tevbekâr ve istiğfar edenler hakkındadır. Seleften bazısı: “Kul günah ve kusurlarından tevbe ettiği zaman, geçmiş günahlarının hepsi sevaba çevrilir.” demişlerdir. İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’nin naklettiğine göre Resulullah (SAV) Efendimiz: “Sizden biriniz yerle gök arası dolusu günah işlese, sonra tevbe etse, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri kabul eder.” buyurmuştur.[27] Yine Resul (SAV) Effendimiz buyurdu ki: “Günahtan tevbe bir daha ona avdet etmemek (dönmemek)tir.”[28] Çünkü istiğfarın bir çok faideleri vardır. Bir kimse daima istiğfara devam etse, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri ona her bir elem ve gamdan ferahlık verir ve her sıkıntısına açılış ve (Minhaysülayahtesib)den rızık verir. Günahtan tevbe eden kimse günahı olmayan gibidir.[29] İstiğfar kalb hastalığına şifa olduğu gibi günahların mahvına sebep olur ve rızkın genişlemesine, kalbin açılmasına ve Hakk (CC) Hz.leri’ne yönelmeye bir vesiledir. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nden naklen Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurdu ki: “Her hastalığın bir ilacı vardır. Günahların ilacı da istiğfardır.”[30] Fakat istiğfardan sonra bir daha günah işlememeye gayret etmeli ve lisanla tevbe-i istiğfar ettiği gibi, kalb ile de nedamet etmelidir. Beşeriyyet icabı tekrar günah işlerse derhal tevbe-i istiğfar eylemelidir. Ebûşşeyh ve Deyleminin İbni Abbas (RA) Hz.leri’nden rivayet ettiği Hadis-i Şerif’te Alemlerin Fahr-i Ebedisi (SAV) Efendimiz buyururlar ki: “Küçük günahı israrla işlemekle küçük kalmaz, büyük olur ve büyük günaha istiğfar etmekle büyük kalmaz, mahfolur.”[31] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in buyurduğu Hadis-i Şerif’lerde her gün yüz kere tevbe-i istiğfar etmek için sarahat (Hüccet) vardır. İşte “Mü'minim, Allah (CC) Hz.leri’ni ve Resulünü (SAV) seviyorum, îman ettim.” diyen kişi Alemlerin Efendisi Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in: “Ben günde yüz defa tevbe ediyorum.” Hadis-i Şerif’ine bakıp daima günahına her gün tevbe-i istiğfar ettikçe, kötü amellerinin suretinden istiğfarı kadar çirkin suret mahfolur ve salih ameller işledikçe affa mazhar olur. Eğer, kötü ameller devam ederse, işlediği irtikap ettiği kötülüklere nadimi pişman olup daima tevbe istiğfara yönelmezse, öyle çirkin ve korkunç suretler vücuda gelir ki, insan gördü mü tüyler ürperir. Bir kimsenin işlediği bir günah kendisi bulunmadığı halde gıyabında anlatan bir kimse, elbette o günahı işleyen gibidir. Sahabeden (RA) birisi: “Bu nasıl olur Ey Allah’ın (CC) Resulü (SAV)?” diye sorduklarında, Resul (SAV): “O kimse başkasının işlediği günahı gıyabında başkalarına yayar ve bu yaptığı da hoşuna gider ve bundan dolayı aynı günahı işlemiş gibi olur.” buyurdu.[32] “Bir kimse Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin haram kıldığı bir şeyi görse de karşı çıkmayıp ondan hoşlansa, o günahı işlemiş sayılır. Şerre delalet (rehberlik) eden kimse, onu işlemiş gibi olur.” buyurulmuştur. Evet bir kimse tevbe edince şeytan ona düşmanlığını artırır. Tevbe eden kişiyi tekrar günahlarına döndürmeye çalışır, tevbesini bozdurmak ister. Şeytan yaman düşmandır. Tevbe edeni görür, tevbe eden şeytanı göremez. Mevlâna Celâleddin-i Rumi (KSA) Hz.leri: “Salihlerle sohbet et, salihlerden olursun. Zalimlerle sohbet etm,e zalimlerden olursun.” buyurmuştur. Vaktini kaçırmadan önce namazınızı kılmakta acele ediniz. Ölüm gelip çatmadan önce tevbe etmekte acele etmelidir ki, sonra ölüm anında dil mi tutulur, insan konuşamaz mı hiç bilinmez. Azizim! Seyyid-i Kainat Aleyhi Efdalüttahiyyat (SAV) Efendimiz her gün her gece yüzlerce defa tevbe-i istiğfar ederdi. Sen ne duruyorsun? Cenneti mi garantiledin? Sıratı mı geçtin? Terazinde sevapların mı ağır geldi? ....? O Sultan-ı Din-i Mübin (SAV), günde yüzlerce tevbe ederse, sana ve bize binlerce kerre tevbe-i istiğfar etmek düşer. Belki bizler için bu kadarı bile azdır. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz yine buyuruyor: “Hak Teala (CC) Hz.leri katında tevbe edenlerin seslerinden sevgili ses yoktur. Tevbe eden kul bir kerre ‘Ya Rabb (CC)’ dese, Arş üzerinde ‘Lebbeyk ya kulum! Dile benden ne dilersen. Şimdi sen benim katımda meleklerim gibisin’ diye nida gelir.”[33] Tevbe edenler için ne büyük saadet ne büyük beşaret. Fakat tevbe edenlere tevbelerinden sonra bir daha kötülüklere dönmemeye gayret edip tevbeyi lisanen, kalben daima yapmak gerekir. Bu da ancak takva yoluna sülûk etmekle, mümkün olur. Ey bir çare! Öyle ise ne duruyorsun? Günahlarına tevbe etmek için ne bekliyorsun? Yukarıdan beri yazılan Hadis-i Şerifleri hiç duyup okumuyor musun? Akılları başta olan kimseler her gün ve hatta her nefeste tevbe ederler. Şu halde sende bugün yarın deme, hemen tevbe etmeye başla… Tevbeye gel. Zira Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz buyururlar ki: “Tevbe etmek istedikleri halde tevbe etmeyenler helak oldular.”[34] Bazı azizler: “Tevbe-i biatte şeyhin eli, Resul (SAV) Efendimiz’in eli gibidir. Şeyh Resulullah (SAV) Efendimiz’in varisi, halifesi ve Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz de Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin Halifesidir.” buyurmuşlardır. Demek ki sen de önce tevbe etmelisin, ondan sonra diğer şartlarını yerine getirmelisin. Tevbeden maksat şudur ki, nefsin kötü ve çirkin sıfatlarını iyiye döndürmektir. Alemlerin Efendisi (SAV) Efendimiz buyururlar ki: “Ümmetim üzerine korktuğum günahların en korkulusu, son derece çirkin ve kötü olan Lût kavmi amelidir. Yani demek olur ki, günahlarını bir bir saysalardıi bundan korkunç ve büyük günah olmazdı.”[35] Ve bir başka Hadis-i Şerif’inde buyurdular ki: “Lût kavmi amelini (livata) işleyen, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin Rahmetinden mahrum ve uzak olmuştur.”[36] Ve yine buyurdular: “Lût kavmi fiilini işleyen iki kişi görürseniz, mef’ulün rızası dahi olsa her ikisini de tepeleyiniz.”[37] Bir başka Hadis-i Şerif de şöyle: “Her kim güzel yüzlü, bir oğlana şehvet nazarıyla bakarsa, o haram şeye tevbe edinceye kadar kalbinin kararması devam eder.”[38] İmam-ı Ali (KV) Hz.leri şöyle buyurur: “Hangi erkek şehvetini defetmek için bir başka erkeğe livata ederse, kıyamette onu büyük bir ateşe koyarlar ve öyle bir yere asarlar ki, işlediğini ve tevbe etmeden öldüğünü ve bu yüzden azaba duçar olduğunu anlar ve ona lanet ederler.”[39] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Muhakkak Allah (CC) Hz.leri Ademoğlunun üzerine zinadan nasibini takdir etmiştir. Elbet bu zinaya yetişicidir. Binaenaleyh gözlerin zinası, harama bakmaktır. Kulakların zinası, kendi arzusu ile yabancı kadın sesini ve konuşmasını işitmektir. Dilin zinası, şehvet kelimelerini konuşmaktır. Elin zinası, (şehvetle ve mazeretsiz) yabancı kadına yapışmak (tokalaşmak)tır. Ayağın zinası, zina yoluna yürümektir. Kalb (o fenalığı) arzu ve temenni eder. Fert de onu (zinayı) ya tasdik eder veya tekzib eder, (reddeder).” Bu gün bu Hadis-i Şerif’in hükmü, sokaklarda, otobüslerde, tren ve diğer vasıtalarda, sinema, tiyatro, park ve bahçelerde alenen el zinası, dil zinası, göz zinası, kulak zinası işlenmektedir. Bunu işleyenler veya işleyenleri seyredenler, haz duyanlar, tevbe etmedikçe imanın lezzetine eremezler. Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz: “Kendi karısı ve cariyesi olmayan yabancı güzel kadınlara bakmak şeytanın zehirli oklarından ağulu bir oktur. Genç çocuğa bakmak, ondan da beterdir ki, kişinin dinine ve ameline ziyanı çoktur. Eğer, harama bakmaktan tevbe ederse, Hak Teala (CC) Hz.leri ona kamil bir iman verir ve onun lezzetini gönlünde bulur.”[40] “Ben fena gözle bakmam” diyerek Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin Ayetleriniü Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in Hadis-i Şerif’lerini hafife alan, alay eden, inkar eden, “Benim nefsim temizdir” diyerek genç çocuklara ve yabancı kadınlara şehvetle bakanlar fasıklardır. Eğer (bize bakmak helaldir) derlerse, Neuzübillahi Teala kafir olurlar. Resûl-i Ekrem (SAV) Efendimiz: “Dünyada şarap içen ve sonra tevbe etmeyenlere, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri ahirette kevser şarabını haram eder.”[41] buyurmuştur. Bu Hadis-i Şerif umumidir, bunda hususiyet yoktur. Nasıl ki, içkinin bütün mü'minlere haram olduğunu beyan buyuran Ayet-i Kerime de umumidir. Ey biçare! Şunu da asla unutma ki, her kim Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden korkmaz, Resul-ü Azam (SAV) Efendimiz’den utanmaz, Allah (CC) Hz.leri’nin azabından sakınmaz ve günahına devamlı tevbe etmez, cennet ile Cemalullaha, şefaati Resulullaha heves etmezse, o kimse gayet bedbaht bir kimsedir. Onun yeryüzünde yürüdüğünün, gezip tozduğunun hiç bir faydası yoktur. Zira her yerde bir isyan işler, günahına tevbe etmez. Bir yanlış söz söyler ve bulunduğu yer dahi ona lanet eder. Yaşadığı ömür, geçirdiği vakit onun üstünden hayırla geçmez. Ahiret alemine hayırla göçmez. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurdu ki: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri buyurur: ‘İzzetim hakkı için rahmet etmek dilediğim kulumu hatasız olarak huzuruma almak için, onu dünyada üç şey ile ibtida ederim. Bunlar geçim sıkıntısı, hastalık ve fazla can çekişmektir. Bu sıkıntılar sayesinde kusurlarından arınır ve anasından yeni doğduğu gibi günahı kalmadan huzuruna gelir. Azab etmeyi murad ettiğim kuluma da üç şey vermekle bütün iyiliklerini mahvederim. Bunlar sıhhat, bol nafaka ve kolay ölümdür.”[42] Yine Resulullah (SAV) Efendimiz buyurdu ki: “Şeytan mahzun olup kovulunca ‘Ya Rabbi (CC)! İzzet ve Celalin hakkı için insanın canı bedeninde olduğu müddetçe onun kalbinden dışarı çıkmam’ dedi. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri de buyurdu ki, ‘İzzetim hakkı için, ben de insanın canı bedeninde oluduğu müddetçe, tevbe kapısını ona kapamam’.” Resulüllah (SAV) Efendimiz’in yanına bir Habeşistanlı geldi. “Ya Resulullah (SAV)! Benden çok büyük günahlar sadır olmuştur, benim tevbem kabul olur mu?” diye sordu. Resulullah (SAV) Efendimiz: “Kabul olur.” buyurdu. Habeşli bunu duyunca döndü gitti, sonra geri geldi ve: “Ben o günahları işlerken Rabbim (CC) beni görür müydü?” dedi. Resulullah (SAV) Efendimiz: “Evet görürdü.” buyurdu. Habeşli feryat etti ve düşüp canını Hakk’a (CC) teslim etti. Fudeyl Bin İyad (RA) der ki: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri Peygamberlerden birine buyurdu ki: ‘Günahkar kullarıma müjde ver! Tevbe ederlerse tevbelerini kabul ederim. Sıddıklarıma (Sadık) kullarıma da korku ver, eğer onlara adaletle muamele yaparsam, hepsi azaba duçar olur’.” Talk bin Habib der ki: “Allah (CC) Hz.leri’nin, hakları uhdesinden gelemeyeceğiniz kadar büyüktür. Hepiniz sabahleyin tevbe ile kalkınız ve akşam tevbe ile yatınız.”[43] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Kulunun tevbe etmesi ile Allah (CC) Hz.leri’nin hoşnutluğu, ıssız bir çölde devesini kaybedip onu bulan sizden birinizin sevincinden daha fazladır.”[44] Ey dost! Sağlık ,sıhhat, selamet sermayesi tükenip ihtiyarlık gelmeden, bir nefsini hesaba çek. Ahir ömrünü ziyanla geçirip, boşuna harcama. Sonra dokuz tahtanın altına girince pişmanlığın sana hiç bir faydası olmaz. Ey kul! Ruhlar aleminde vermiş olduğun ahd-i misaki unutmayasın. Yüz aklığı ve karalığı bu imtihan odası olan alemden geçmektedir. Düşün, orada verdiğin sözünün gereğince Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne nedamet içiresinde niyaz edip ebediyyet alemine daime hazırlıklı ol. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri büyük ve küçük günah sahiplerinden dilediğini affettiği gibi, dilediğini de ateş ile temizlemedikten sonra bağışlamaz. Cehennemin azabından Allah (CC) Hz.leri’ne sığınırız. İbni Abbas (RA) Hz.leri’nin anlattığına göre Hz Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’in ümmetinden bir taife, sırat üzerinde tutuklanırlar. Bunlar cehennemde yanıp temizlenmesi gereken kimselerdir. Herkesten sonra cennete girerler. Allah (CC) Hz.leri’nin Resulü (SAV): “Ümmetinden geride kimse kaldı mı?” diye Hz. Cebrail’e (AS) sorar. Mahşer yerine bakınır. Kimseyi görmeyince hepsinin cennete girdiğini sanarak oda cennete gider. Fakat geride günah sahipleri kalmştır. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri Zebanilere (AS): “Bunları cehenneme atın!” diye emreder. Bunlar cehennemin kapısına gidip Malik’e (AS) selam verirler. Malik (AS): “Ey mücrimler, günahkarlar! Siz kimsiniz? Kimin ümmetisiniz? Kafirler ayakları bağlı boyunları zincirli ve yanlarında birer şeytanları ile gelirler. Onların yüzleri karadır. Sizde bunların hiç biri yok. Neliksiniz? ” diye sorar. Onlar: “Ey Malik (AS)! Bize sorma. Zira biz cevap vermeye bile utanırız. Biz Kur'an okuyan, oruç tutan, hacca giden, gaza edip zekat veren, yetimleri koruyan, gusledip namaz kılanlar idik.” derler. Malik (AS): “Ey günahkarlar! Kur'an sizi kötülüklerden sakındırmadı mı?” diye sorar. Onlar: “Ey Malik (AS)! Bizi perişan etme. Bu kepazeliklerden meleklerin ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin bunları, yüzümüze vurmasından yeni kurtulduk.” derler. Bu sırada bir ses: “Ey Malik (AS)! Bunları cehennemin en üst katına at!” diye emreder. Malik (AS): “Gelen emri duydunuz mu?” diye sorar. Onlar da: “Evet duyduk. Fakat ne olur, kendi halimize ağlamamız için bize mühlet tanı.” derler. Malik (AS): “Benim buna yetkim yok.” der. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: “Bırak hallerine ağlasınlar.” buyurur. Bunun üzerine Kur'an okuyucular bir araya, hacılar, kadınlar böylece her sınıf bir araya toplanıp ağlarlar. Bunların ağlamasını Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’e duyururlar. Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz hemen secdeye kapanıp: “Allah'ım (CC)! Ümmetim cehennemde azab olurken ben bu zevki sefayı istemem. Ümmetimi bana bağışla!” Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: “Ümmetini sana bağışladım. Cebrail (AS) ile git ve onları kurtar.” buyurur.[45] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurur ki: “Cehennemliklerin çoğu tevbeyi geciktirenlerdir.”[46] Ey biçare! Bu gün tevbeyi niçin geciktiriyorsun? Eğer şehvetleri bırakmak zor olduğu için geciktiriyorsan, yarın da zor olacaktır. Zira Allah-ü Teala (CC) Hz.leri şehvetleri bırakmanın kolay olduğu bir gün yaratmamıştır. Allah (CC) Hz.leri’ne ve Resul-ü Azamına (SAV), ahirete gerçek inanan kula tevbe etmek müyesser olur. Tevbe eden, Allah (CC) Hz.leri’nin sevgilisidir ve Allah (CC) Hz.leri tevbe edenleri sever. Tevbe de ne kadar başarılı olursa (ne kadar unutmadan nedametle devamlı olarak tevbe ederse), o kadar sevaba nail olur.[47] Abidlerden birisi dedi ki: “Büyük bir günah işlemiştim. O günahım için altmış seneden beri ağlıyor ve durmadan istiğfar ediyorum.” Bunun üzerine o zata: “O büyük günahın neydi?” diye sordular. O da: “Olmayan bir şey için ah keşke olsaydı dedim. Böyle söylemekle Rabbimin (CC) tasarrufuna ve kadere müdahalede bulunmuş oldum. Bundan daha büyük günah olur mu?” diye cevap verdi. Hz. Süleyman (AS) zamanında Asaf diye bir isyankar vardı. Bir gün Hz. Süleyman’ın (AS) yanına geldi. Hz. Süleyman (AS), Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin ona söylediklerini anlattı. Asaf çıkıp sahranın yolunu tuttu. “Ey benim kudreti sonsuz Yüceler Yücesi Allah’ım (CC)! Sen sensin, ben de benim. Yani Sen her şeyi yoktan var eden, eşi ortağı olmayan Allah'sın (CC). Ben de yarattıkların içinde nefsinin zebunu olmuş aciz, hakir ve günahkar bir kulunum. Eğer sen bana günahlarımdan tevbe etme gücü vermezsen, ben kendi kendime nasıl tevbe ve istiğfarda bulunabilirim? Senin korumadığını kim himaye eder ve himayeye kimin gücü yeter?” dedi. Cenab-ı Hakk (CC) bizzat Asaf’a ilham ederek: “Ey Asaf! Söylediklerin doğrudur. Gerçektende ben benim, sen de sensin. Hatalarından af dileyerek artık bana yenebilirsin. Çünkü seni bağışladım.” buyurdu.[48] Allah’ım (CC)! Bizleri de kulluğuna kabul buyur. Kendilerini nazlandırdığın, sevgine ve muhabbetine layık gördüğün dostlarının yakınlığından ayırma (AMİN) Ey Allah (CC) Hz.leri’nin kulu. Adem Nebi (AS) bir hata için üç yüz sene ve daha fazla ağladı. Biz ise her gün yüzlerce günah işliyoruz da bir kere olsun suçumuzu hatırlayarak bir katre (damla) göz yaşı dökmüyoruz. Allah (CC) Hz.leri’nden hiç affımızı istemiyoruz. Nemize güveniyoruz? Bu günah bu isyan ile halimiz ne olacak? Bir düşündük mü? Bu isyan sebebi ile ya imansız olarak göçersek halimiz ne olur? Ya Ahiretimiz harap olursa, ya cehenneme atılırsak, o korkunç azaba nasıl tahammül ederiz? Bir düşünelim de Allah (CC) Hz.leri bizi hesaba çekmeden biz kendimizi hesaba çekelim. Yaptığımız fenalıklara, günahlara tevbekar olup “Aah” edelim. Gelin suçlarımız için tevbe-i istiğfar edelim. Ağlayalım! Ağlayamıyorsak, işte o zaman ağlayamadığımıza ağlayalım. Resulullah (SAV) Efendimiz bir Hadis-i Şerif’inde şöyle buyuruyor: “Sizden biriniz tevbe edince, tevbe edenin sevinmesinden daha çok Allah-ü Teala (CC) Hz.leri memnun olur ve kulunun tevbesine Allah-ü Teala (CC) Hz.leri sevinir.” buyurdu.[49] Hz. Resul (SAV) Efendimiz yine buyurdular: “Bir kul bir günah işlediğinde kalkıp abdest alıp namaz kılar ve günahından tevbe-i istiğfar ederse, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri elbettc günahını mağfiret eder.”[50] Ey Ahiret yolcusu! Ömür sermayen her gün biraz daha azalıyor, günah üzerine günah işliyorsun. Tevbe etmek için Ramazan ve Kurban Bayramlarını mı bekleyeceksin? Kadir gecelerini mi bekliyeceksin? Veyahut son nefesini mi bekleyeceksin? Ya son nefesinde nutkun (dilin) tutulursa, veyahutta sana tevbe vermek için çağrılan hoca o gün izinli ise o zaman ne yaparsın? Aklını başına alsan, tevbeye gelip her gün günahına tevbe etsen, umulur ki günah işlememeye azmetmek şartı ile Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin affına mazhar olursun. İnsafa gel de şöyle bir düşün. Üzerine giydiğin çamaşırlar haftada bir değil de ayda bir değiştirip, vücudunun temizliğini de ayda, veyahutta altı ayda veya senede bir yapsan, yanına kokudan varılmaz. Bir de kalbin kirlenmesi var. İnsanda dört adese (yani algılama duyusu) vardır. İki göz, iki kulak… Göz görür, kulak duyar ve kalbe aksettirir. Her günah işleyişte kalbe bir kara nokta konar. Günahına tevbe etmeyen bir insanın kalbi bu vesile ile kararır ve tamamen katılaşır. Ey müminim diyen! Sen hiç günah işlemez misin ki, günahına tevbe etmiyorsun? Allah (CC) Hz.leri’nin Resulü (SAV), ins ve cinnin Peygamberi, Alemlerin Efendisi’nden daha mı temizsin? Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz günahı olmadığı halde her gün yetmiş ile yüz defa arasında tevbe-i istiğfar ediyor da, sen kendini ne zannediyorsun? Günahına tevbe etmiyorsun, daha ne kadar zalim nefsin ve şeytan mel'unu ile arkadaşlık edeceksin? İyi düşün!!! Sonunda dünyadan pişman olarak gitmeycsin. Dünya bir ekim yeridir. Her ne ekersen, ne yaparsan, kendi lehine veyahutta aleyhinedir bilmiş olasın. Yüce Allah (CC) Hz.leri bu hususta şöyle buyurur: “(Ey Resulüm SAV) o kafirleri bırak yesinler, dünyalıkları ile zevk etsinler; emel kendilerini oyalayadursun, sonra (başlarına gelecek musibeti) bilecekler.”[51] Ey bir çare! Şunu iyi bil ki, kul kullukta gerektir. Bu dünya imtihan alemidir. Cenab-ı Allah (CC) Hz.leri kullarına dünyada bütün emirlerini ve yasaklarını kesin delillerle haber vermiş, rızasını bildirmiştir. Bu dünyanın bir imtihan alemi olduğunu da bildirerek: “Ey kullarım! Sizler rızamı tahsilde olun. Rızıklarınızı ben Azimüşşan veririm. Bu hususla bana mütevekkil olun. Miktarınıza ben kefilim.” diye bir çok Ayet-i Kerime’lerde vaadlerde bulunmuştur. Öyle olunca kul kullukta gerektir. Şu aleme gönderiliş gayesini araştırıp gereği mucibince amel etmeye çalışıp, kula layık olan, efendisinin (Allah CC Hz.leri’nin) emirlerini yerine getirmektir. Daima rızasını gözetmek ve neyi gerektiriyorsa çalışıp gayret etmektir. Kul efendisinin kudret elindedir. Kula lazım olan, Mevlasının (CC) rızasıdır. Mevlasının (CC) emirlerini daima yerine getirmeli ve nehiylerinden sakınmalıdır. Ey Müslüman kardeşim! Sakın “Bu dünya ne hoş bir yermiş” deyip aldanmayasın. Zira bütün Ehlullahın “ELAMAN” diye çağrıştıkları yerdir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, cümlemizi korusun. Nefs-i emmaresinc kul olanların Allah (CC) Hz.leri’nin yolundan kovularak imansız gitmesinden korkulur. Ey biçare kul! Aciz ve naçiz, hiç bir şeye yaramayan, isyan deryasına batmış, iki elinde bir şeyler yok, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin yüce katında bir müflis (iflas eden) durumundasın. Öyle ise, her an ve her nefes, rıza kapısını açabilmek için sana ihsan edilen sayılı nefesini boşuna harcayıp tüketmeyesin. Aman kapısında “EL-AMAN” diye çağırmalısın. Ey Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni sevme gayreti içinde olan salik! Muhakkak ki, bütün müminler Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni sevmen niyyetinde ve gayretindedirler. Fakat nasıl ki, her insan marifette ve dünyayı sevmekte aynı derecede değilse, ona olan sevgi de aynı derecede değildir. İnsanların çoğunun maneviyattan, marifetten, tevbeden nasibi yoktur. O’nu (CC) gerçek sevgi ile sevebilen kimselerin hayatı marifettir. Lüzumsuz şeyleri bırakıp Allah (CC) Hz.leri’nin ve Resulü (SAV) Efendimiz’in nurlu yolunda salih amel işleyerek “Turuk-i Aliyye-i Muhammediyye” yoluna devam eden bahtiyar kimselere, “Ehl-i İslam”, “Ehl-i Mü'min”, “muttaki”, “takva sahibi” denir. Dünyanın haylinin peşinde durmadan koşan ve emeline de nail olamayan ve şu köhne dünyadan doymadan gidenlere “Ehl-i Dalalet” denir. Hakikatleri duyarak itiraz etmeden, gerçek inanıp görerek yol alanlara da “Mukarrebler” adı verilir. Bir kimsenin Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin eşsiz sanat eserleri olan yüce saltanatına hayranlığı arttıkça, onun büyüklüğünü de daha iyi anlar. Böylece O’nu (CC) daha iyi sevip O’nun (CC) yolunda gitmeye gayret eder. Marifet sahibi olup, Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni ve O'nun (CC) Resul-ü Azami (SAV) Efendimiz’i en üstün seviyede sevip, yolunda daim olanların ahiretteki dereceleri, elbetteki en üstün dereceler olacaktır. Nebiler Nebisi (SV) Efendimiz buyuruyor: “Ya Allah (CC)! Günahlarımın hepsini, küçüğünü ve büyüğünü, öncekini ve sonrakini, açıktakini ve gizli olanı yarlığa.”[52] Yine Resul (SAV) Efendimiz buyurdular: “Ya Allah (CC)! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, bunamaktan ve kabrin azabından sana sığınırım. Ya Allah (CC)! Nefsime takvasını ver. Onu (günah, kirinden) temizle. Onu temizleyecek olanın hayırlısı sensin. Ruhumun velisi ve Mevlası sensin. Ya Allah (CC)! Faydasız ilimden, korkusuz kalbden, doymayan nefisten ve kabul olunmayacak duadan sana sığınırım.”[53] Ey Müslüman kardeşim! Alemlerin Efendisi Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz, on sekizbin alemin nuru olduğu haldeböyle niyaz ederse, sen ne güne duruyorsun. Daha ne zamana kadar zamanını heder edeceksin? Aklını başına al da, sayılı nefeslerinin geriye kalanını günahlarına nedametle ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin emirlerini yerine getirmeye bak. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz yine buyurur ki: “Ölüye feryad ederek ağlayan, ölümünden evvel tevbe etmezse, kıyamet günü üzerinde katrandan bir gömlek ve uyuzdan bir zırh bulunduğu halde (kabrinden) kaldırılır.”[54] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Bir genç günahtan uzaklaşıp ibadete gittiği vakit, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: ‘Ey meleklerim! Bakın, bu genç kulum benim rızam uğrunda şehvetini yenmiş ve bana kulluğa yönelmiştir. O Benim katımda aynı melekler gibidir.’ İhtiyar ve yaşlılara gelince Allah-ü Teala (CC) Hz.leri akşam ve sabah bunlara bakarak: ‘Ey saçı sakalı ağarmış, kemikleri zayıflamış, belik bükülmüş pir! Artık bana gelmen yaklaştı. Ben sana azab etmek için senin ak sakalından utanırım. Sen de benden utan da kendine gel.’ buyurur.”[55] İnsanların isyan etmeleri, nefislerinin zevklerine düşkünlüklerindendir. Dünya ile meşgul olup riya ile amel etmekten son derece sakınılmalıdır. Ayet-i Kerime’lerde de beyan edildiği gibi Nasuh tevbesi ile tevbe etmek farzdır. Nasuh tevbesi demek yapmış olduğu bir günaha bir daha dönmemek üzere tevbe etmek demektir. Büyük ve küçük günahlara azab etmek haktır, bu günahların hepsinden tevbe etmek Vacibdir. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurur: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin katında en büyük günah, biri diğerine: ‘Allah'tan (CC) kork!’ Deyince karşıdakinin: ‘Sen kendine bak’ demesidir. Akıllı kimseye yakışan, tevbeyi kendisine adet edinmesi, işlediği hata ve günahlardan sonra pişman olması ve istiğfar etmesidir. Umulur ki, böyle yapan kimse, nefsinin şerrinden ve amelinin kötülüğünden kurtulur. Çünkü tevbe ve istiğfar kalbi düzeltir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rızasını kazandırır.” Hz. Ömer (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Tevbe edenlerle beraber oturup kalkınız. Çünkü onlar, en ince kalbli kimselerdir.”[56] Çünkü tevbe eden kimse günahı işledikten sonra pişman olmaktadır. Bu ise günah üzerinde iken, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni hatırlayarak o günahtan vazgeçmektir. Kim istiğfarı çoğaltırsa, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri ona her keder ve gamdan bir rahatlık, her darlıktan bir çıkış yolu ve ummadığı yerden rızık nasib eder.[57] Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri: “Eğer insan günahını küçük görürse, ona ehemmiyet vermez, o zaman o günah büyük günah halini alır. Eğer insan günahını büyük görür, onun için istiğfar yapar, onu gizler ve tevbe ederse, o günah küçücük kalır.” buyurdu.[58] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz yine buyurur ki: “Günahından tevbe eden kimse, günahı olmayan gibidir.”[59] Bir kimse yaptığı hatalı işlere pişman olur ve ahiret işlerine rağbet ederse, dünya işlerinden soğur. Tevbenin esası, pişmanlık neticesi meydana gelen bir iradedir. Pişmanlığın alemeti daima üzülmek, hasret çekmek, ağlamak ve yalvarmak üzere olmaktır. Çünkü günah sebebiyle kalbe yerleşen karartı ve paslar üzüntü ve pişmanlık ateşinden başkasıyle temizlenmez. Nefsi daima kontrol etmek, ondan gafil olmamaktır. Ondan gafil olursan kendi şehvetlerine ve tembelliğine döner. Biri Cüneyd-i Bağdadi (RA) Hz.leri’ne: “Sokakta kadınlara kızlara bakmaktan kendimi men edemiyorum. Bu günahtan, kurtulmak için ne yapayım?” deyince, Hazret (RA): “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin seni, senin o kadını görmenden daha çok gördüğünü düşün.” buyurdu.[60] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Üç kişinin hiç bir değeri yoktur. Günahını çekinmeden ilan eden, nefsani arzularının esiri olan, zalim hükümdar.”[61] Bir diğer Hadis-i Şerif de şöyle: “Akıllı olan adam, nefsini hesaba çeken, ölümden sonrası için güzel hareketlerde bulanan kimsedir. Aciz nefsini kötü arzularına tabi edip Allah'a (CC), (hiç bir şey yapmadan kuru kuruya) güvenen kişidir.”[62] Ey insan! Nefsinin hilelerinden emin olmaktan kaçın. Zira nefs, yetmiş şeytandan daha kötüdür. Dünyada nefsani ve şehevani arzularına tabi olmayıp istikamette olan, ve Allah (CC) Hz.leri’nden korkan mümin, müttakî ve evliya kimselerin ahirette arzuları verilecektir. Kıyamet günü bir kişi huzura getirilir. Sevapları ile günahları karşılaştırılır. Fakat günahları ağır basar. Bunun üzerine cezasının verilmesi emredilir. Bu arada kirpiklerinden bir tel der ki: “Ey Rabbim (CC)! Senin Resulün Hz. Muhammed (SAV): ‘Kim Allah (CC) korkusu ile ağlarsa, Allah (CC) o gözü cehennem ateşine haram kılar.’ buyuruyor. Halbuki ben dünyada iken Senin korkundan ağlamıştım.’ Bunun üzerine Allah (CC) Hz.leri o kimseyi afveder, dünyada sırf Rabbının (CC) korkusundan ağlayan bir kirpik bereketine azabdan kurtarır. Hz. Cebrail de (AS): “Filan kişi, Allah (CC) Hz.leri’nin ağlayan bir kirpik telinin hürmetine cezadan kurtulmuştur.” diye ilan eder.[63] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Dikkat ediniz. Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi olursa, bütün vücut iyi olur, o buzulursa, bütün vücut bozulur. İşte o kalbdir.”[64] Ey müslüman kardeşim! Senin vücudunda bulunan o et parçasının hali nasıl, kalbin tercümanı olan diline sahip olabiliyor musun? Gözüne kulağına sahip olabiliyor musun? Olabiliyorsan ne mutlu sana. O zaman kalben ağlarsın, ve harama baktırmadığın gözün ağlar. Ebedi alemde mağdur olmazsın. Günahı terk edip gözünden rıza bari için gözyaşı akıtanlara ne mutlu. Bu tevbe edenler için ne büyük bir saadet, ne büyük bir devlettir. Ama iş bu kadar basit değildir. Tevbe edeceklerden bundan önce istenen bazı şeyler vardır ve bunları mutlaka yerine getirmelidir. Kötü arkadaşları terketmelidir. Ve daima tövbekarlarla düşüp kalkmalıdır. Bu tevbekarlar, takva tasavvuf yolunda olup daima nedamet içerisindedirler ve günahlarına devamlı nedametle tevbe ederler. Zira Yüce Peygamber (SAV) Efendimiz’i geçmiş ve gelecek bütün günahların affedileceği tebşir edildiği halde yine, Allah'ın (CC) en çok zikreden, istiğfar eden, dua eden ve yalvaran kulu idi. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Allah (CC), kulun, Allah'tan (CC) başka kimsenin günahlarını bağışlamadığını bildiği halde, ‘Allah'ım (CC)! Günahlarımı bağışla!’ demesinden hoşlanır.”[65] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurur ki: “Ruhum kudret elinde olan Allah (CC) Hz.leri’ne and olsun ki, siz günah işlemiş olmasaydınız, Yüce Allah (CC) Hz.leri sizi götürerek günah işleyen, peşinden Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden mağfiret dileyip Allah (CC) Hz.leri’nin de kendilerini yarlığayacağı bir kavmi getirirdi.”[66] İbni Mesud (RA) Hz.leri’nden Resulullah (SAV) Efendimiz’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kim bu istiğfarı yaparsa, düşman karşısından kaçmış olsa bile, günahı yarlığanır. ‘Kendisinden başka hiç bir ilâh bulunmayan ve Hayyü Kayyûm olan Allah (CC) Hz.leri’nden mağfiret diler ve O'na (CC) tevbe ederim’.”[67] Bu Hadis-i Şerif’te tevbei istiğfara teşvik bulunmaktadır. Günaha teşvik manası çıkarmak, ancak sakim yani inkarcı zihniyet erbabının işidir. Teşvik, mevcud olmayan bir işi elde etmeye heveslendirmek için yapılır. Günah yükü altında kıvranıp yanan kimseye, afvına bir hudut gösterip şirk ve küfürden gayri diğer suçların bağışlanacağını söylemek, günah yolcusunu tevbe kapısından içeri alıp yoluna engel olmaktır. Yoksa günaha teşvik değildir. Sevban (RA) Hz.leri dedi ki: “Resulüllah (SAV) Efendimiz Namazı bitirdikten sonra Allah (CC) Hz.lerine üç defa istiğfar eder ve: ‘Allahümme entesselamü ve minkesselamü tebarekteya zelcalali vel ikram! derdi.” Hadis-i Şerif’i ravilerinden bulunan Evzaiye: “İstiğfar nasıl olacak?” denildi. O da: “Estağfirullah, Estağfirullah der.” cevabını vermiştir.[68] İbni Ömer (RA) Hz.leri şöyle rivayet etti: Peygamber (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu: “Ey kadınlar cemaati! Sadaka veriniz ve istiğfarı çok yapınız. Zira ben, ateş ehlinin en çoğunu, siz kadınların teşkil ettiğini gördüm.” Kadın cemaatından biri: “Bize ne oluyor ki, ateş ehlinin en çoğu oluyoruz?” dedi. Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz: “Laneti çok yaparsınız. Kocanıza, küfranı nimet edersiniz. Aklı ve dini noksanlardan, aklı tam olana sizden daha galip olanını görmedim.” buyurdu. Bir kadın: “Akıl ve din eksikliğimizin sebep ve mahiyeti nedir?” dedi. Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz: “İki kadının şahidliği bir erkeğin şahidliğine denk olmasıdır. Bir de bazı günleri namaz kılmayarak duruyorsunuz.” buyurdu.[69] Şeddat b. Evs (RA) Hz.leri’nden Peygamber (SAV) Efendimiz’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “İstiğfarın seyyidi her zaman kendine müracaat edilecek olanı, kulun şöyle söylemesidir: ‘Ya Allah (CC), sen benim Rabbimsin (CC). Senden başka hiç bir ilah yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Gücümün yettiği kadar ezelde benimle yaptığın misakın ve vaadin üzerindeyim. Yaptığım fenalıkların zararından sana sığınıyorum. Üzerimdeki ni'metlerini sana itiraf ve günahlarımı sana ikrar ediyorum. Beni Yarlığa. Zira günahları ancak sen yarlığarsın.’ Kim bunu hulus-i kalb ile gündüzün okursa ve o gün akşam olmadan evvel ölürse, o kimse cennet ehindendir. Kim bu istiğfarı hulus-i kalb ile geceleyin okuyacak ölürse ve o gece sabah olmadan evvel ölürse, cennet ehlindendir.”[70] Yine buyurdu ki: “Çok konuşan çok hata yapar. Çok hata yapanın yalanı çok olur. Yalanı çok olanın günahı çok olur. Günahı çok olan kişi ise cehennemi hak eder.”[71] Bir diğer Hadis-i Şerif de şöyle: “Kim istiğfara devam ederse, Allah (CC) Hz.leri ona her sıkıntısından bir çıkış yolu kılar. Her üzüntüsünü giderir. Ummadığı yerden de ona bol rızık ihsan eder.”[72] Resul-i Ekrem (SAV): “Cebrail (AS) Bana gelerek dedi ki: ‘Allah-ü Teala (CC); ‘Bir kulum kılıcını çekip bütün insanları öldürse, sonra tevbe edip benden bağışlanmasını istese, onun suçunu bağışlar ve tevbesini kabul ederim’ buyurdu.” demiştir.[73] Nakledildiğine göre kıyamet günü adamın birini Allah (CC) Hz.leri’nin huzuruna getirirler. Allah-ü Teala (CC): “Ey kulum! Bana isyan ederken benden utanmadın mı? Ey zebaniler, alın bunu cehenneme götürün.” diye emreder. Adam ağzını açıp bir şey söyleyeceği zaman melekler ağzını kapatırlar. Cenab-ı Hakk (CC): “Ey kulum! Bana ne diyecektin?” diye sorar. Adam: “Ya Rabb (CC)! Söyleyeceklerimi biliyorsun. Beni rüsvay etme!” der, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: “Söyle! Melekler de duysunlar.” Buyurur. Adam: “Ey Rabbim (CC)! Hayatta aile efradım bana türlü eziyetler ettiler. Ölürken Azrail (AS), mezarda Münker ve Nekir melekleri (AS) ve burada da Zebaniler (AS) çeşitli eziyetler ettiler. Bütün bu eziyetlere katlandım. Buna karşılık tek ümidim sende idi. Şimdi sen de beni cehenneme gönderince ümidim kesildi. Bunu diyecektim.” der. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: “Ey kulum! Ben kulumun benim hakkımdaki zan ve itikadı üzereyim. Hakkımda hüsn-i zan beslersin. Hadi seni de bağışladım. Cennete gir.” buyurur.[74] Yine nekledildiğine göre Resul-i Ekrem Buyurdu ki: “Kıyamet günü Allah-ü Teala (CC) Hz.leri hesaba çekilmek için mü'minleri bir araya topladığı vakit, günahlarının çok olduğunu gören bazı mü'minler: ‘Ey Rabbimiz (CC)! Bu kadar çok günahlarla cennete girmek bizim hakkımız değil. Cehenneme girmemizi emret.’ derler. Allah-ü Teala (CC): ‘Ey kullarım! Yoksa benden ümidinizi mi kestiniz? Eğer siz devamlı günah işlediniz ise, zerre kadar rızam yok idiyse de onu benim irademle yaptınız. Dünyada mukadderatımın dışına çıkamadınız. Şimdi nereye kaçabilirsiniz? Haydi benim fazlımla cennete girin.’ buyurur.”[75] Yüce Allah (CC) Hz.leri o bahtiyar kularından bizi ayırıp mahrum etmesin. (AMİN) Tevbe bahsimizin Hadis-i Şerif kısmını Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in ümmeti için müjde verici Hadis-i Serif’leriyle bitirelim. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Ümmetim rahmete nail olmuş bir ümmettir. Çünkü kabirlerine günahları ile giderler ve yarın kıyamette günahsız olarak çıkacaklardır. Çünkü, bütün ümmetim devamlı olarak ölmüş Ümmet-i Muhammed (SAV) için istiğfar ederler. Onlara dua eder ve Kur'an okurlar. Bunların istiğfarları ile kıyamete kadar kabirdeki günahlı ümmetlerimin günahları kalmaz.”[76] Yüce Allah (CC) Hz.leri bizi Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in gerçek ümmetinden eylesin. YA İLAHİ! KILMA BİZİ DÂLLÎN! BU DUAYA CÜMLEMİZ DİYELİM AMİN, AMİN, AMİN! Bİ HURMETİL MURSELİN! -------------------------------------------------------------------------------- [1] Buhari ve Müslim [2] Eğarrül Müzeni (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [3] Buhari; Riyazussalihin. S.1103 [4] Ebu Musa Abdullah B. Kays El-Eş’ari (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [5] Müslim [6] Tirmizi rivayet etmiş ve: “Hadis Hasendir.” demiştir; Riyazussalihin. S.34 [7] Buhari ve Müslim [8] Peygamberler Tarihi. S.699; Envarul Aşikin. S.286 [9] İlahi Nizam. S.117 [10] Ebu Davud ve Tirmizi (RA) rivayet ettiler ve Tirmizi: “Hadis hasendir.” buyurdu. [11] İrşad. Cild3. S.276 [12] Sahih-i Buhari, Müslim [13] Hz. Ebubekir (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [14] Ramuzel Ehadis. S.247. 2335 Nolu Had.Şer. [15] İbni Abbas (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [16] Aişe (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [17] Enes (RA) Hz.leri’nden rivayet edildi. [18] Eş-Şuara S. A.126 [19] Riyazussalihin. S.37; Buhari ve Müslim [20] İbni Mesud (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.; Buhari ve Müslim [21] Cabir Bin Abdullah (RA) Hz.leri rivayet etti. [22] Sahih-i Buhari; Müslim [23] Sahih-i Buhari; Müslim [24] Ebu İmame (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.; Sahih-i Buhari [25] İbni Abbas (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [26] İbni Mesud (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [27] İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.; Müslim [28] İbni Mesud (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [29] İbni Mace, Zühd bahsi 30 [30] İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [31] Keşfül Hafa. S.64 [32] İbni Mesud (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [33] Sahih-i Buhari; Müslim [34] Enes (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [35] Sahih-i Buhari; Müslim [36] Sahih-i Buhari; Müslim [37] Riyazussalihin; Buhari [38] Riyazussalihin; Buhari [39] Buhari ve Müslim [40] Sahih-i Buhari [41] Riyazussalihin; Müslim [42] Envarül Aşikin. S.298 [43] Kimyayı Saadet. S.258 [44] Ensari ve Resulullah (SAV) Efendimiz’in Hadimi Ebu Hamza Enes B. Malik (RA) Hz.leri’nden rivayet etti; Buhari ve Müslim [45] Sahih-i Buhari; Envarul Aşikin. S.574 [46] Sahih-i Buhari [47] Kimyayı Saadet. S.537 [48] İrşad adlı kitap [49] Sahih-i Buhari; Müslim [50] İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [51] El-Hicr. S. A.3 [52] Buhari ve Müslim [53] Zeyd B.Erkan (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer; Müslim [54] Ebu Malik El-Eş’ari (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [55] İbni Abbas (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.; Buhari [56] İslam Ansiklopedisi. Cild5. S.182 [57] İslam Ansiklopedisi. Cild5. S.183 [58] İslam Ansiklopedisi. Cild5. S.183 [59] İslam Ansiklopedisi. Cild5. S.183 [60] İslam Ansiklopedisi. Cild6. S.306 [61] Ramuzel Hadis. 3341 Nolu Had.Şer. [62] Ramuzel Hadis. 2823 Nolu Had.Şer. [63] Rekaikul Ahbar [64] Sahih-i Buhari; Tecrid-i Sarih Tercemesi. Cild1. S.60 [65] Remuzel Hadis. S.174. 1623 Nolu Had.Şer. [66] Sahih-i Buhari [67] Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mesud ve Hakim rivayet ettiler ve Hakim “Hadis hsahihtir.” dedi. [68] Riyazussalihin. S.1106; Müslim [69] Riyazussalihin. S.1107; Müslim [70] Riyazussalihin. S.1105; Müslim [71] Ramuzel Hadis. S.529. 5496 Nolu Had.Şer. [72] Ramuzel Hadis. S.530. 5506 Nolu Had.Şer. [73] Ömer bin Hattab (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.; Müslim [74] İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer; Buhari [75] Envarul Aşikin. S.510 [76] Cevahirül Bihar. Cild2. S.323 TEVBEYE AİT HADİS_İ KUDSİLER Yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur ki: “Varlığın günahtır. Ona başta bir günah mukayese edilmez. Benim ehli zikrim, meclisimde bulunanlardır. Benim ehli taatım, keramet ehlimdir. Benim ehli masiyyetimi de, umutsuz ve üzgün bırakmam. Tevbe ederlerse, onların da scvgisilisiyim. Eğer tevbe etmezlerse, onların tabibi olurum. Onlara belalar ile mübtela ederim ve ayıplardan pak eylerim.” “La İlahe İllellahü Rahimül Mesakiyn.” Mabudu bil Hak yoktur. İlla Allah-ü Teala (CC) Hz.leri vardır ki, miskinlere rahmet edicidir. Hak Teala (CC) Hz.leri’nin rahmeti inam ve ikramından ibarettir. Haberde varid olmuştur ki, hayatlarını fakirlikle geçirenler, Kıyamet günü Hak Sübhanehü ve Teala (CC) Hz.leri’ne kavuşurlar. Bir kimsenin herhangi bir dostunun haklarına riayette kusur ettiği zaman özür dilemesi gibi, Hak Celle ve Ala Hz.leri de bu kullarına rıfk ve lütufla şöyle buyurur: “Sizler dünyaya layık değildiniz. Dünya sizler için hakir bir şey ve az bir mal gibi bugün size derecenizin, yüksekliğini açıklayacağım size ikram ve in'amım şu olacaktır. Arasat meydanına bir bakınız, dünyada iken sizlere bir lokma ekmek verenleri size bağışladım. Onu elinden tutup Cennete götürünüz.” Diğer bir Kudsi Hadis’inde Kainatın Halikı (CC) Hz.leri şöyle buyurur: “Nedir bu Ademoğlunun hali? Günah işler, benden bağış talebinde bulunur. Tekrar bağışlarım. Onun bu hali nedir? Ne ümitsizliğe düşer, ne de ben bağışlamakları bıkarım. Meleklerim sizi şahid tutuyorum. Ben o kulumu bağışladım. Benim için tevbe edip bağışlanması için bana yalvaranın sesinden daha sevimli bir ses yoktur. Bir kulum tevbe edip ‘Ey Rabbim (CC)! Beni esirge ve koru.’ dese, ‘Ey kulum! Benden ne dilersen dile, katımdan sen bazı neleklerim gibisin. Ben sana senin gönlünden daha yakınım. Ey Melekler! Benim bu kulumu affettiğime şahid olun buyurur. Dilediğini hemen var eden, dilediğini de hemen yok etme kudretine sahip olan Yüce Allah (CC) Hz.leri çok merhametlidir. Diğer Kudsi Hadisinde Allah (CC) Hz.leri şöyle buyurur: “ Rahmetim Gazabımı geçti.” tebşiri ile günahkarları dil şad etmiştir. Rahimdir, kendisine karşı yapılan isyanı, küfrü, fıskı, terbiyesizliği yapan kimse tevbe ve nedamet ederse, ve O (CC) dilerse affeyler, cömerttir. Kendisini tanımayan dinsizlere, yolsuzlara, asilere ikramını esirgemez, rızıklarını verir, kendisine dönerlerse affetmeyeceği günah yoktur. Yine Buyurdu ki: “Ey insanoğlu! Benim rahmetimi istiyorsan, bana itaat etmeye devam et. Eğer azabımdan korkuyorsan bana isyan etmekten sakın, dünya zevkleri sana karşı çıkınca ölümü hatırla günah işlemeyi kastettiğin zaman tevbeyi hatırla. Günah işlerken gülen kimseyi, ağlar olduğu halde ateşe atarım. Gençliğine güvenip aldanma. Nice genç vardır ki, ölümde ileri geçmiştir, (yani ihtiyarlamadan önce vefat, etmiştir.) Kederli olan kimsenin kederini ben gideririm. Mağfiret dileyeni, ben bağışlarım, tevbe edeni günahtan ben alıkoyarım.”[1] Günahkar ve fasık insanlarla bulunmak vahşettir. Onlara rağbet ve muhabbet ahmaklıktır. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bir kulunun hayrını dilerse, onun dostluğunu ve yakınlığını kendisi ile ve zikriyle yapar. O kimse Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne dost olur ve O’nun (CC) zikriyle meşgul olur. O kimsenin günahlara olan düşüncesini zayıflatır. Yine Resûl-i Ekrem (SAV) Efendimiz’in buyurduğu bir Kudsi Hadis’te Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: “Her şeye gücünün yettiğini ve günahları bağışlamaya muktedir olduğumu bilen kulumun günahlarını ne kadar çok olursa olsun yine de bağışlarım.”[2] buyurmuştur. Yine buyuruldu ki: “Ey insanoğlu! Ne zamana kadar vakitleri erteleyip de tevbeyi isteyeceksin? Ahiretin ni'metlerini istersin, fakat ahiret için çalışmazsın. Abidlerin (Allah CC Hz'lerine ibadet eden iyi kulların) sözünü söylersin, fakat münafıkların (iki yüzlü inkarcıların) işini yaparsın.”[3] Yine Allah-ü Teala (CC) Hz.leri şöyle buyurdu: “Ey insanoğlu! Eğer kendi nefsinden daha üstün bir kimse bulursan, iyiliğini ona yap. Yoksa tevbe etmekle ve salih amel işlemekle kendi nefsine ikramda bulun. Nefsin kendine göre aziz olunca günahlarla onu kötüleme ve cehennem azabına onu hazırlama. Az bir günaha sabrederek ileri gitmemen, cehennem azabının çoğuna sabretmenden daha kolaydır. Ey insanoğlu günah işlemekle de bana karış çıkarsın ve benim buğzumdan korkmazsın insanlardan saklı olan günahkar halin mi yoksa insanların sana olan güzel övgüsü mü iyi buyurmuştur.”[4] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Kırk Kudsi Hadis. S.128 [2] Envarul Aşıkin. S.283 [3] Kırk Kudsi Hadis. S.27 [4] Kırk Kudsi Hadis. S.114 TEVBEYE MANİ OLAN ŞEYLER Tevbeye mani olan sebepler beştir: 1- Ahirete inanmaz yahud şüphe eder. 2- Ona arzu ve istek o kadar galeb olmuştur ki, onlara muhalefet etmeye dayanamaz. Arzuların lezzeti ona ahiret hallerini unutturmuştur. İnsanların çoğunun hicabı, Allah (CC) Hz.leri’nden ayıran şehvetlerin sevgisidir. Nefse şehvetle uymak cehennem yoludur. Eza ve cefalara sıkıntılara dayanmak da cennet yoludur. 3- Ahiret vadedir (veresiyedir) dünya ise peşin ve, nakittir. İnsanın tabiatı peşine meyyaldir. 4- Mümin olan herkes her zaman tevbe etmek azminde olur. Fakat geciktirir. Önüne gelen her arzuya bunu da yapayım ondan sonra tevbe edeyim bir daha yapmayayım der. 5- Günahların insanı mutlaka cehenneme götüreceği lazım değildir. Belki Allah (CC) Hz.leri’nin affı mümkündür. İnsan kendisi hakkında hüsni zanda bulunur. Ona bir şehvet galib olursa Allah (CC) Hz.leri affeder diye rahmet umar, yarın öbür gün tevbe ederim diye tevbeyi geciktirene yarınki günün gelmesi senin elinde değil, belki yarın gelmeden ölürsün demelidir.[1] Allah (CC) Hz.leri’ne ve Resulü (SAV) Efendimiz’e itaat edip emirlerine sımsıkı sarılan günahlarına daima tevbe ederek nedamet içerisinde bulunan bahtiyar kulları hakkında bakın Yüce Mevlamız (CC) Hz.leri ne buyuruyor: “Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır ve gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri (CC) de onlara tertemiz bir şarab içirmiştir.”[2] Bu şarap dünya şarapları ile karıştınlmamalıdır. Şarap cennet şerbetlerinden olup insana sarhoşluk vermeyen şurup nevinden Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin kullarına cennette cemaliyle ihsan ettiği bahşiyyatıdır. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Kimyayı Saadet S.355 [2] El-İnsan S. A.21 GÜNAHLARA TEVBE ETMEK FAZİLETTİR Tevbe etmek, herhangi bir suretle daha önceleri işlenmiş olan günah ve kötülüklerden pişmanlık duymak ve bir daha günah işlememeye ve kötülük yapmamaya azmetmektir. Gerçekten tevbe yapmış olan bir müslüman, tevbesinde durur ve eski günah ve kötülüklerine bir daha dönmez, işte Allah (CC) Hz.leri indinde bu şekildeki tevbeler makbuldür. Tevbe edenlerden maksat aklına geldiği zaman, haftada ayda yılda tevbe edenler değil, beşeriyet iktizasınca işlenen günahlarına her gün devamlı olarak tevbe etmek ve bir daha günah işlememeye gayret sarfetmektir. Bir müslüman, sadece geçmiş günahlarına ve kusurlarına tevbe etmekle kalmamalı, aynı zamanda hem bir daha o günahları işlememeye azmetmeli, esasen tevbe, işte bu takdirde hakiki tevbe sayılır. "Rabbinizden(cc) mağfiret dileyin. Sonra, günahlardan tevbe edip O'na (cc) sığının." (Hud S. A.90) - "Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir." (El-Hucurat S. A.11) "Allah'a (cc) and olsun ki, ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan (cc) mağfiret diliyorum." (Buhari; Riyazussalihin S.1103) - Yüce Allah (cc) can boğaza gelmedikçe, kulun tevbesini kabul eder. (Tirmizi; Riyazussalihin S.34) “Ey mü'münler, Allah'a (CC) nasuh tevbesi ile (samimi bir tevbe ile) tevbe ediniz...”[1] Nasuh: Yapılan hatalardan vazgeçmektir. Bir daha günah işlememeye azm etmek, murad etmek ve gayret etmektir. Nasihat sözcüğü ile ilgili olan nasuh, halislik ve safilik anlamı taşıdığı gibi, söküğü dikmek, yırtığı yamamak suretiyle onarmak anlamına da gelir. “Çok ıslah edici, hiçbir kir bırakmayıcı ve hiçbir gedik, yırtık bırakmayacak şekilde onarıcı” demektir. Nasuh tevbe de günahtan kalpte bir karartı bırakmayacak şekilde hem kalbi temizleme, hem de günahın kalpte açtığı yarayı tedavi etme, iman ve amelde meydana getirdiği açığı kapama olmaktadır. Tevbe-i Nasuh dört şeyi kendinde toplar: 1: Lisan (dil) ile istiğfar (tevbe), 2: Günahı işleyen aza ile günahı terketmek, pişman olmak, 3: Bu günahı bir daha hiç işlemeyeceğine kati olarak karar vermek, 4: İnsanı günah işlemeye sevkeden kötü arkadaşlardan uzaklaşmaktır. “O takva sahipleri, taat ve musibetlere sabreden (söz iş ve niyyetlerinde) sadakat gösteren, Allah’a (CC) itaat eden, Allah (CC) yolunda mallarını harcayan, seherlerde Allah’tan (CC) mağfiret isteyen ve namaz kılanlardır.”[2] “Allah (CC) O’dur ki, imanları üstüne iman artırsınlar diye müminlerin kalbine manevi huzuru indirdi. (Müminlerin kalblerine, Allah'ın (CC) huzur indirmesi) erkek ve kadın bütün müminleri, ebedi olarak içlerinde kalmak üzere (ağaçtan) altından ırmaklar akar, Cennetlere koymak ve günahlarını onlardan örtmek içindir, işte bu, Allah katında en büyük bir zaferdir.”[3] “Onun için, gücünüz yettiği kadar Allah'tan (CC) korkun. (Takva sahibi olun. Emirlerine uyun, yasaklarından kaçının) Öğütlerini dinleyin, emirlerine taat edin.”[4] “Şüphesiz takva sahiplerine (her türlü kederden) kurtuluş (cennet) var... (Bu takva sahiplerinin işledikleri güzel amellere) bir karşılık ki, Rablerinden bir ihsandır.”[5] “(Bütün bunlar, kendilerine) Rabbinden bir kerem ve ihsan olarak verilmiştir. İşte bu, en büyük kurtuluş ve saadettir.”[6] “Onlar ki, küçük günahlar müstesna, günahın büyüklerinden (şirkten) ve fuhşiyattan kaçınırlar, muhakkak Rabbin (CC) geniş mağfiretlidir. (Onları bağışlar)”[7] “O kimselerdir ki, büyük günahlardan ve açık rezaletlerden kaçınırlar, öfkelendikleri zaman da onlar kusur bağışlarlar.”[8] “Doğruyu (Kur'anı) getiren (Hz. Peygamber SAV) ve O’nu (SAV) tasdik eden (Müminler) ise, işte bunlar takva sahibi kimselerdir.”[9] Silsile-i Saâdât Efendilerimizden İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri: “Tevbesiz ibadet sahih olmaz.” buyurmuştur. Dolayısıyla insanın hakikatte ibadetlerinden lezzet alabilmesi için, gerçek manada tevbe etmesi gerekmektedir. Cüneyd-i Bağdadi (RA) Hz.leri de: “ Tevbenin üç mânâ ve merhalesi vardır: İlk olarak pişmanlık duymak, ikinci olarak yapılan kötü işi tekrar etmemeye azmetmek, üçüncüsü ise yapılan haksızlıkları helal ettirip düşmanlıktan arınmaktır.” diyerek, hakiki tevbenin aslını, nasıl tevbe edilebileceğini ifade buyurmuşlardır. İnsanlar için felaket şu üç şeydedir: Tevbe ederiz ümidiyle günah işlerler. Daha yaşarız ümidiyle tevbe etmezler. Rahmet ümidiyle tevbe etmeden kalırlar. Bunlar tevbe etmezler. Mevlana (RA) Hz.leri, nasuh tevbesini şöyle anlatıyor: “Zamanın birinde Nasuh isminde birisi, kendini kadın suretinde gösterip, hanımların tellaklığını yapıyor. Epey bir zaman bu görevini devam ettirir. Bu vazifenin devamında bir gün, bir vezirin kızı hamamda yüzüğünü kaybediyor. Tabi kız vezir kızı, yüzük kıymetli, inciden. Hamamcıya haber veriliyor. Vezirin kızı hamamda yüzüğünü kaybetmiş, hemen hamamın kapıları kilitleniyor. Tabi herkes sırayla aranacak. Kadınları sıradan anadan doğma aramaya başlıyorlar. Bu anda Nasuh'tan ter boşanmaya başlıyor, sıra kendisine yaklaştıkça korku ve heyecan haddini buluyor ve sıra Nasuh'a gelmeden bir önceki kadında yüzük bulunuyor. Böylece Nasuh'un sırrı meydana çıkmadan kurtulmuş oluyor. Ama ondan sonra da tevbe ediyor. Artık bir daha böyle bir şeye teşebbüs eder mi? Etmez. İşte bir kimse de Allah (CC) Hz.leri’nin varlığıyla var olmuş, haberi yok. Fakat ne zaman kontrolden geçiyor, anlıyor ki kendisi hata etmiş ve bu hatasından tevbe ediyor. Fiiline tevbe ediyor, sıfatlarına tevbe ediyor, vücuduna tevbe ediyor.Yani eski zan ve bilişlerini neshediyor, onları kaldırıyor. İşte bu tevbe kabul olunur.” -------------------------------------------------------------------------------- [1] Et-Tahrim S. A.8 [2] Al-i İmran S. A.17 [3] El-Fetih S. A.4-5 [4] Et-Teğabün S. A.16 [5] En-Nebe S. A.31-36 [6] Ed-Duhan S. A.57 [7] En-Necm S. A.32 [8] Eş-Şura S. A.37 [9] Ez-Zümer S. A.33 TEVBENİN KABUL ŞARTI Tevbeden maksat, nefsin kötü ve çirkin sıfatlarını yok etmektedir. Yani kulun “İrciî” (Dön) hitabına müstehak olmasıdır. Bu müstehaklık ise ancak tevbe ve ihlas ile mümkündür. Tevbe ettikten sonra iyi amellerde bulunmalı, nedametle devamlı günahına tevbe etmelidir. Riyazata düşmeli, Zikrullaha devam etmelidir. Nefs-i emmarenin bütün kötü yönlerini iyiye çevirebilmek için günahına nedamet edenin Takva (Tarikat) okuluna başlaması lazımdır. (Geniş bilgi için “Tasavvuf” ve “Dervişler” bölümlerine bakınız) Bu bahtiyar okulunun temelini Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz Asr-ı Saadette Ashab-ı Soffa’sıyla (RA) beraber attı. Bu bahtiyar okula o zamandan beri devam edenler nice yolda kalmışlara yardım ettiler. Bu şekilde tevbe edenler için ne büyük bir saadet, ne büyük bir devlettir. Kainatın Halik’ı (CC) kullarını ikaz için şöyle buyurur: “Şurası muhakkak ki, şeytan sizin düşmanınızdır. O halde sizde onu bir düşman bilin. Vesveselerine kapılarak aldanmayın.”[1] “Şeytan sizi aldatıp, Allah (CC) yolundan alıkoymasın.”[2] Ayet-i Kerime’lerle sabit olduğu gibi şeytan insanoğlunu aldatmakta, onun Allah (CC) Hz.leri’nin yolundan çıkmasına veya o yoldan uzak kalmasına, uzak kalmakta devam etmesine sebep olmaktadır. İnsanoğluna kuruntular verir. Der ki: “Ne işlersen işle Allah (CC) Hz.leri Kerim’dir. Ümid edilir ki, azab eylemez sonra nasıl olsa tevbe edersin.” der. Halbuki akıllı müslümanlar böyle kuruntularla meşgul olmazlar. Kuruntulara aldanmaz ve aldırmaz bu şeytanın vesveselerine asla kapılmazlar. Bir diğer Ayet-i Kerime’de Cenab-ı Hakk (CC) uyurur ki: “Zira o, sizin apaçık düşmanınızdır.”[3] Evet, gerçekten şeytan eski bir düşmandır. Şeytan iman harmanını kibir ateşi ile yakar, yaktırır. O halde sen, ey müslüman kardeş! Bir an önce gaflet uykusundan uyan, şeytanın hile, desise ve vesveselerine aldanma. Aziz Müslüman kardeşim! Biraz insafa gel! Nefsinin elinden Peygamberler, Veliler, Mürşid-i Kamiller emin olmamışlar. Yusuf (AS)'da Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne niyazda bulunmuştur. Bu vakayı Yüce Mevlamız (CC) söyle beyan ediyor: “Ben nefsimi temize de çıkarmıyorum. Çünkü nefis, gerçekten kötülüğü şiddetle emreder. Ancak Rabbimin (CC) esirgediği nefis müstesnadır. Çünkü Rabbim (CC) Gafurdur, Rahimdir.”[4] Aziz dostum! Peygamberler bile nefislerinden emin değillerken, nefislerinden Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne sığınırlarken sen ise, “sonra tevbe ederim ve iyi şeyler yaparım” diyorsan, ölüm daha önce gelebilir. Pişman olup kalırsın. Yarın tevbe etmeyi, bugün etmekten kolay sanıyorsan, aldanıyorsun. Çünkü tevbe geciktikçe zorlaşır ve ölüm yaklaşınca faidesi olmaz. Ey insan günahlara dalmışsın. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bu halini görmüyor sanıyorsan imanın zayıftır. Bak Yüce Mevla (CC) ne buyuruyor: “Şiddetli azab olsun, insafsız yalancıya, çok günah işleyene.”[5] “Her kim Rabbine (CC) suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki, ona Cehennem var, orada ne ölür (ne rahata kavuşur) ne de dirilir, (ne de fayda görür).”[6] Ey Allah (CC) Hz.leri’nin kulu! Bilmiş olasın ki, tevbenin aslı pişmanlıktır. Neticesi ise, o pişmalıktan doğan Hakk’ın (CC) fermanı meyl ve idaredir. O pişmanlığın alameti olarak da devamlı kaygı çekip devamlı işi yalvarma ve ağlayıp sızlanma derecesinde gören bir kimse hasret ve üzüntüden nasıl boş olur? Hasret ve pişmanlık ateşi ne kadar kuvvetli olursa, günaha keffaret olmasında, o kadar tesiri büyük olur. Zira kalbinde günahtan meydana gelen pası hasret ve pişmanlık ateşinden başka birşey eritip silemez. Çünkü ancak bu ateşin tesiriyle kalb saf ve ince olmaya yönelir. Zira tevbe eden, tasavvufa intisab edince şüpheli yemeklerden el çekmedikçe, tevbesi tamam olmaz. Şehvet duygularını kısmadıkça, şüpheli şeylerden el çekemez. Eğer zina, livata, hırsızlık, içki içmek ve Allah (CC) Hz.leri’nin hakkı ile ilgili had cezası lazım gelen büyük günahlardan işlemiş ise onların, tamamından tevbe etmelidir. Yüce Allah (CC) Hz.leri buyuruyor: “Sizden zina edenlerin her ikisini de eziyetlendirin; (dövün ve azarlayın) Eğer onlar tevbe edip ıslah olurlarsa, eziyet etmeyin. Allah (CC) tevbeleri, ziyadesiyle kabul edicidir. Çok esirgeyicidir.”[7] Tevbesinden kararlı iken bir günah sadır olan kimse hemen tevbe etmelidir. Tevbe etmeyenlerin insafa gelip tevbe etmelerinin ilacı şudur ki, niçin tevbe etmediklerini ne sebeple günaha ısrar ettiklerini bilmelidirler. Bil ki, tevbenin şartları mevcut olursa mutlaka kabul olur. Tevbenin kabul olmasında şüphe yoktur. Şartlarının yerine getirilip getirilmediğinde şüphe olabilir. İnsan kalbinin hakikatini bilen Allah-ü Teala (CC) Hz.leri Hz.leri ile olan münasebetini onu Allah (CC) Hz.leri’nden ayıran perde olduğuna tevbenin ise kabul sebebi olduğuna şüphesi kalmaz. Zira, insanın kalbi, aslında meleklerin cevherinin cinsinden yaratılan temiz, bir cevherdir. Eğer kalb pas tutmadan temiz olarak dünyadan götürülebilirse, Allah (CC) Hz.leri’nin cemalinin göründüğü bir aynadır. İşlediği her günahtan o aynanın yüzünde bir karartı meydana gelir. Yaptığı her hayırlı taatten ise o aynaya bir nur peyda olur. Günah karartısını ondan uzaklaştırır. Daima taatlerin nurlar ve günahların karartıları birbirlerine ardınca kalb aynası üzerinde tesirlerini gösterirler. Kalb ancak dilin ucu ile tevbe eder, çeşitli pisliklerle kirlenen elbise sabunla yıkanıp temizlendiği gibi insan kalbide günah karartısından taat nuruyla öylece temizlenir.[8] Ey günah üzerine günah işleyen bedbaht insan! Daha tevbe edeceğin vakit gelmedi mi? Bak! Gözünün feri, dizinin de dermanı kalmamış. Saçın sakalın ağarmış. Ömür sermayenden de az bir şey kalmış. Ömrünün bu anına kadar ne gördün, neden tad alabildin ve neyi hatırlıyabiliyorsun? Gel bu Ayet-i Kerimelerden ve menkıbelerden ibret al. Tevbeye gel ve ömrünün kalan kısmında nedametle gözyaşı dökerek tevbei istiğfara devam et ve bir daha günah işlememeye gayret et. Bak Yüce Mevlamız (CC) ne Buyuruyor: “Çünkü biz, size (Ahirette olacak) yakın azabı haber verdik. O gün kişi, ellerinin kazanıp öne (Ahirete) gönderdiği amellere bakacak ve kafir şöyle diyecektir: ‘Ah ne olurdu, ben bir toprak olaydım’.”[9] Ebedi Alemde mahlûkat hakkını alıp tekrar Emri Subhani ile toprak olacaklardır. Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri bu hadiseyi bin dörtyüz küsur sene evvel bildirmiştir, itiraz yoktur. Çünkü kıyamette artık itiraz etmenin ve “bizi yeryüzüne çıkar” demenin hiç bir faidesi olmayacaktır. Bu hususta bakın Yüce Mevlamız (CC) ne buyuruyor: “Ateş karşısında durdurulup da şöyle söyledikleri zaman bir görsen: ‘Ah ne olurdu, biz dünyaya geri çevrilsek de Rabbimizin (CC) Ayetlerini inkar etmesek, müminlerden olsak’.”[10] “Hayır, evvelce gizleyip durdukları işleri karşılarına çıktı da ondan böyle söylüyorlar. Yoksa geri çevrilselerdi, muhakkak o alıkonmak istendikleri fenalığa yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar, yine yalancıdırlar.”[11] “Hiç bir günahkâr, başkasının günahını çekmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir.”[12] Zira Yüce Allah (CC) Hz.leri Mûcizel beyanında şöyle buyuruyor: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra (yaptıklarınızın karşılığını görmek, üzere) bize döndürüleceksiniz.”[13] “O gün (kıyamette) insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek için (rütbelerinin icabı) fırka fırka (kabirlerinden) çıkacaktır.”[14] “Kim de nefsinin hırsından korunursa, işle bunlar (azabdan) kurtulanlardır.”[15] “Ey iman edenler! Allah’tan (CC) korkun ve herkes, yarın için önden ne göndermiş olduğuna baksın.”[16] Ey insan! Bil ki daima kötülüğe meyleden nefis, senin için şeytandan daha düşmandır. Şeytan, ancak nefsin heva ve hevesi ile sana galebe ederek Allah (CC) Hz.leri’nin yolundan çıkarabilir. Nefsin, seni boş emeller ve kuru hayallerle aldatmasın. Çünkü nefs, tiynetı icabı rahat, vurdum duymazlık, gaflet ve tembellik içinde ömür geçirmek ister. Eğer nefsinin arzusundan hoşlanır, isteklerine uyarsan, ebedi alemde sen de “keşke toprak olaydım” dersin. İnsan Allah (CC) Hz.leri yolunda neler yaptığına dair ömrünün geçen kısmı üzerinde bir düşünse, bu düşünüş bir nevi kalbini yıkama olur. Hz Süleyman (AS) nefs hakkında şöyle buyurur: “Bence nefsini sindirip terbiye edebilen kimse, tek başına bir şehri fetheden savaşçıdan daha kuvvetlidir.”[17] İmam-ı Ali (KV) Hz.leri de şöyle buyurur: “Ben ve nefsim bir sürünün çobanına benzeriz. Çoban sürüyü bir tarafa toplar, sürü diğer taraftan dağılır. Kim nefsini öldürerek onun isteklerini durdurursa, rahmet kefenine sarılır ve keramet toprağına defnedilir. Kim de kalbini öldürerek oradan ilâhî ve insânî duyguları yok ederse, lanet kefenine durulur ve azap toprağına defnedilir.”[18] YA İLAHİ! SEN GÜNAHLARIMIZI BAĞIŞLA! SANA, SENİN İSTEDİĞİN GİBİ BİR KUL OLMAYI BİZE NASİP EYLE! (AMİN!) -------------------------------------------------------------------------------- [1] Fatır S. A.6 [2] Lokman S. A.33 [3] Yasin S. A.60 [4] Yusuf S. A.53 [5] El-Casiye S. A.7 [6] Ta-Ha S. A.74 [7] En-Nisa S. A.16 [8] Kimyayı Saadet S.527 [9] En-Nebe S. A.40 [10] El-Enam S. A.27 [11] El-Enam S. A.28 [12] El-Enam S. A.164 [13] El-Ankebut S. A.57 [14] Ez-Zilzal S. A.6 [15] El-Haşr S. A.9 [16] El-Haşr S. A.18 [17] İlahi Nizam Cild1. S.26 [18] İlahi Nizam Cild1. S.26