ASHAB_I SUFFA GİBİ OLANLAR Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Benim Ümmetimin içinde öyle insanlar var ki, kalbleri İbrahim Halilullah’ın (AS) kalbi gibidir.” Kendine: “Alametleri nedir Ya Resulallah (SAV)?” diye sordular. Buyurdu ki: “Çok cömert olur ve halka bol nasihat eder. (Bunlar Asr-ı Saadette Ashab-ı Suffa’dır (RA). Ey Ashab-ı Suffa (RA)! Size müjdeler olsun! Her kim ümmetimden sizin bulunduğunuz naat ve hal üzere olurlarsa siz onlardan razısınız, onlar da sizden razıdır. Onlar (Dervişler Allah (CC) Hz.leri’nin ve Resulünün (SAV) nurlu yolunda bulunanlar) muhakkak kıyamet günü benim refikim (arkadaş) ve yoldaşımdırlar.”[1] Peygamber (SAV) Efendimiz’in Ashab-ı Suffası (RA) vardı. Bunlar yediyüz kişi idiler. Camii Şerif’in sofasında gece gündüz Zikrullah ile meşgul olurlardı. Resulüllah (SAV) Efendimiz bunları çok severdi. Bu Ashab-ı Suffa (RA) harbe giderler, Ashab-ı Kiram (RA) harbe girince geride dua ederler, Zikrullah ile meşgul olurlar idi. Nebiler Nebisi (SAV) Ashab-ı Suffa’sını (RA) diğer Ashab’dan (RA) ayırmıştır. Ashab-ı Suffa, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni daima zikrederlerdi. Resulüllah (SAV) Efendimiz onlara böyle emrederdi. Zira Yüce Allah (CC) Hz.leri Zatını Zikreden ve Nebiler Nebisi’ne (SAV) biat edip sözünde sadık olanları Mucizel Beyan’ında çok medhü sena etmiştir. Ey “müslümanım” diyen kişi! Biz, dünyaya istirahat etmek için gelmedik. Ancak Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rızasını elde edebilmek için geldik. Rızayı elde edebilmek ise Ayet-i Kerime’ye ve Hadis-i Şerif’lere inanıp itikat ederek çalışmakla olur. “Kulum” diyene kullukta daim olmak gerektir. Aşıka lazım olan ma'şukun kendisidir. Aşık-ı sadıklar ma'şukunun rızasını yerine getirebilmek için çalışıp gayret göstermekten ma'şukunu anmaktan (zikretmekten) bir nefes bile geri kalmazlar. İbadet ve taatlarında O’nun (CC) rızasından başka bir şey ummazlar. Gece gündüz ağlayıp sızlayarak ciğerlerini yakarlar. Ey yalancı aşık! İnsaf et! Hem Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni ve hem de O’nun (CC) Resulü (SAV) Efendimizi seviyorum deyip emirlerini tutmamak yalancılık ve münafıklıktır. Kulum diyene Halik’ının (CC) yolunda ve rızasında bulunmaktır. Sözün kısası bu Tarikat-ı Aliyye’ye teslim olup bir Mürşid-i Kamil’in elini tutan kimselere “Derviş” denir. Lazım olan herşeyden önce teslimi külli ile şeyhine teslim olmak, şeyhinin her sözünü yerine getirmek, sülûkunun başlangıcından sonuna kadar Ashab-ı Suffa (RA) gibi sözünü yerine getirmek lazımdır. -------------------------------------------------------------------------------- [1] El Hatip Veddeylemi ve Ebu Abdurrahmanüs Selemi fi Sunei Sofıyye. İbni Abbas (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. AYETLERDE DERVİŞLER Derviş olanlar, her dem Allah (CC) Hz.leri’nin rızasını kazanmak doğrultusunda hayatlarını idame ettirdiklerinden, daima takva üzere olmaya çalışırlar. Allah (CC) Hz.leri’nin emirlerini inceden inceye yaşamaya gayret ederler. Allah (CC) Hz.leri’nin aşıklarıdırlar ve O’nu dillerine pelesenk etmişler, her dem ol Hakk (CC) Hz.leri’ni zikrederler ve O Yüceler Yücesi olan Zat-ı Kemal’in (CC) şan ve şerefini yükseltirler. Yüce Allah (CC) Hz.leri, kendi zatını zikreden ve takva üzere olan bu bahtiyar kulları hakkında şöyle buyuruyor: “Bir de üçüncü sınıf hayır işlemekte ileri geçenler. (Ahirette) ileri geçenlerdir. (İlk cennete girenlerdir).”[1] Kıyamet günü insanlar mahşere üç bölük gelir. Biri Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin emrini kabul edip amel edenlerdir. Diğeri Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin emrine uymayanlar ve tutmayanlar, amel etmeyenlerdir. Sonuncular da Allah- ü Teala (CC) Hz.leri’ne sevilmek için Zikrullahı çok, namazı çok, cömertliği çok sevenlerdir. Bunların birinci “Ashab-ı Meymene”, ötekisi “Ashab-ı Meş’eme” ve en sonuncuları da “Sadıklar”dır. “İman edip salih ameller işleyenler üzerine, bundan böyle sakındıkları ve güzel işlere devam ettikleri, sonra takva ve imanlarında kökleştikleri, daha sonra bu takva ile beraber güzel işlerle meşgul oldukları takdirde, önceden (haram kılınmazdan evvel) tattıkları şeylerde, üzerlerine bir günah yoktur. Allah (CC) iyilik yapanları sever.”[2] “Onlar hayra dair ne işlerlerse onun mükafatından asla mahrum edilmeyeceklerdir. Allah (CC), takva sahiplerini çok iyi bilendir.”[3] “Allah’ın (CC) rızasına uyarak hainlik yapmaktan sakınan kimse, hiyanet ederek Allah’ın (CC) gazabına uğrayan ve yatağı cehennem olan gibi midir? O ne kötü dönüş yeridir.. O emin kimseler, Allah (CC) katında derece derecedirler. Allah (CC) emin ve hain kimselerin yaptıklarını hakkıyla görücüdür.”[4] “Rabbimizin mağfiretine ve eni, göklerle yer kadar olan cennete koşuşun. O cennet takva sahipleri için hazırlanmıştır... (O takva sahipleri) bollukta ve darlıkta harcayıp yedirenler, öfkelerini yutanlar, insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah da (CC) iyilik edenleri sever.”[5] “Allah’tan (CC) korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman, Allah’ı ve azabını düşünürler. Bir de hemen bakarsın ki, onlar doğru yolu bulup şeytanın vesvesesini atmışlardır bile.”[6] “Allah’a (CC) ve Peygambere (SAV) itaat edenler, işte bunlar Allah’ın (CC) kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle, Sıddıklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle beraberdirler. Bunlarsa ne güzel birer arkadaş.”[7] “Öyle ki, Rablerinden (CC) (iç duygusu ile) korkanların derileri, ondan ürperir. Sonra derileri de, kalbleri de Allah’ın (CC) zikrine (dönerek rahmet Ayetleriyle) yumuşar. İşte bu kitap, Allah’ın (CC) (insanlar için gönderdiği) rehberidir. Allah (CC) onunla dilediğine hidayet verir. Kimi de Allah (CC) saptırırsa, artık ona hidayet edecek yoktur.”[8] “Kime de Allah (CC) hidayet verirse, onu da saptıracak yoktur.”[9] “Allah(CC), takva sahiplerini imanları sebebiyle kurtuluşa erdirir. Onlara fenalık dokunmaz ve onlar mahsun da olmazlar.”[10] “Öyle ki, Allah (CC) onlardan razı, onlarda (bol ikramlardan dolayı) Allah’tan (CC) razı.”[11] “Hem ağlayarak yüzleri üstü secdeye kapanıyorlar, hem de bu Kur'an’ı işitmek, onların kalb yumuşaklığını artırıyor.”[12] “Onlar, o takva sahipleridir ki yalnızlıkta Rablerinden titrerler ve onlar, kıyamet azabından da korkarlar.”[13] “Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler canlarını hoş ve rahat oldukları halde alırlar. ‘Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükâfatı olarak girin cennete’ derler.”[14] “Gerçekten Allah (CC), takva sahipleriyle ve ihsanda bulunan kimselerle beraberdir.”[15] “O saygı gösterip korkanlar, o kimselerdir ki, Rablerine kavuşacaklarını ve sonunda O’na döneceklerini yakinen bilirler.”[16] “İnsanlardan bir kısmı da vardır ki, Allah’ın (CC) rızasını isteyerek nefsini Allah’a (CC) ibadet yolunda sarfeder.”[17] Aziz müslüman! Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin bu Ayet-i Kerime’lerine muhatab olanlar öyle bahtiyar insanlardır ki, tasavvuf (tarikat) yolunda Zikrullahın nuruna kavuşmak için çalışırlarken her ne musibet gelse ona sabrederler. Tahammüllü olurlar. Kimseye hallerinden şikayet etmezler. Kimseye kötülük etmezler. Sabrederek her şeyi Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne havale ederler. Zira sabırsız derviş Hakk’a (CC) vasıl olamaz. Bu evsaflar, Hakk’a (CC) vasıl olanların evsafıdır. Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri bunların evsafını şöyle beyan ediyor:“Rahman’ın (CC) o kulları ki, onlar yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler. Cahiller kendilerine (hoşlanmadıkları bir) laf attıkları zaman, ‘selam’ derler. Sözün doğrusunu söylerler ve onlarla çatışmazlar.”[18] -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Vakıa S. A.10 [2] El-Maide S. A.93 [3] Al-i İmran S. A.115 [4] Al-i İmran S. A.162,163 [5] Al-i İmran S. A.133,134 [6] El-Araf S. A.201 [7] En-Nisa S. A.69 [8] Ez-Zümer S. A.23 [9] Ez-Zümer S. A.37 [10] Ez-Zümer S. A.61 [11] El-Mücadele S. A.22 [12] El-İsra S. A.109 [13] El-Enbiya S. A.49 [14] En-Nahl S. A.32 [15] En-Nahl S. A.128 [16] El-Bakara S. A.46 [17] El-Bakara S. A.207 [18] El-Furkan. S.A.63
DERVİŞİN SÜLÛKU Nefsi alışkanlıklarından kesmek ve nefsin arzularının hilafına yürümektir ki bu çok müşgüldür. Salike (dervişe) afet üç yerden gelir. 1- Haram yemek, 2- Adete uymak ve devam etmektir. Harama bakmak ve dinlemek ve gıybet etmektir, 3- Fesadı sohbettir ki, nefisle heyecan eden şehvete tabi olmaktır ve muhalefeti nefis baş ibadettir. Cemi deva, yani bütün şifalar, muhalefeti hevadadır. Nefis, Allah (CC) Hz.leri’nin düşmanı okluğundan, buna dostluk, evliyaya düşmanlık gibidir. Şecaat ve mücahedede ilmin kapısı ve kapıcısı Hz. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri gibi olmak gerektir ve O’nun (KV) kılıcı Zülfikâr, gerçekten batını kuvvettir. Cihad-ı ekberde lisan ile olan cihad, gizli ve aşikare yapılan Zikrullahtır. Çünkü salikin nefis ve şeytanın zararlarını defetmekte ve Rahman’ın (CC) Rahmetini celbetmekte yegane meşgalesi Zikrullahtır. Seyyidüşşüheda, İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri der ki: “Babam İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne Fahr-ül Enbiya (SAV) Efendimiz’in meclislerindeki Adat-ı Şeriflerinden sorduğumda bana: ‘Resülullah (SAV) Efendimiz Hz.leri, Zikrullah üzerine oturup, Zikrullah üzere kıyam ederlerdi.’ dediler.”[1] Bazıları iblisi (lanet ona olsun) zayıf ve cılız görüp sebebini sordular. O da (lanet ona olsun): “Benim cismimi bu surete koyan, canıma kıyan, Allah (CC) Hz.leri yolunda Cehr ile Zikrullah yapanlardır.” demiştir. Bundan anlaşılıyor ki, aşikare zikir, şeytana ziyade gam, dert ve elem vermektedir. Zira, Cehri Zikir şeytan ve nefsi, sonbahar rüzgarının yaprakları soldurduğu gibi soldurur, buna karşı kalb ve ruhun yüzünü güldürür.[2] Erkek ve kadınlardan mü’min olduğu halde ameli salihde bulunup Allah’a (CC) ve Resulüne (SAV) gerçek itaat edip günlerini murakabe ve Zikrullah ile geçirenler, şeriatla amel tarikatla sülük ve hakikat hali ile hallenenlerin hali güzel hayattır. Yaptıkları güzel amellerin itikatlarının karşılığı olarak kalbleri hayat ve dirlik bulur. Ötekilerin kalbleri ölü olur. Şimdi bunlardan anlaşıldı ki, şeytanla boğuşmak lazımdır. Her kim şeytanı yener de Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin yoluna hakkıyla giderse, Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri bu kullarına Ayet-i Kerimesi’nde beyan eylediği gibi çok ikramiyeler verir. O kimse, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin halis askeri olur. Şeytanın askeri olanları da Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle beyan ediyor: “Bunları şeytan kaplamış da Allah’ı (CC) hatırlamayı (zikretmeyi) kendilerine unutturmuştur. Bunlar şeytan taraftarlarıdırlar. Bilin ki, şeytan taraftarı olanlar hep hüsrana (perişanlığa) düşenlerdir.”[3] Onların üstüne şeytan çökmüştür. Onlar şeytanın askeridirler. Bu şeytanın askerleri büyük ziyan ettiler. Onlar Zikrullah edemezler. Zira onlara şeytan (lanet ona olsun) musallat olmuş ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin zikrini unutturmuştur. İşte şeytan bu bedbaht insanları Zikrullahtan uzaklaştırmak için çeşitli tuzaklar kurmuş ve gafil avlar. Ama Zikrullah halkasına giren ve tasavvuf (tarikat) yolunda çalışıp yol alanlar böyle değil. Onların kalblerini Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin zikri cilalandırır, hoplatır ve mutmain kılar. Yüce Allah (CC) Hz.leri bu hususta buyuruyor: “Evet, bilin ki, ancak Allah'ı anmakla kalbler yatışır ve huzur bulur.”[4] “Bunlar, o kimselerdir ki, Allah (CC) anılınca kalbleri titrer, kendilerine isabet eden musibetlere karşı da sabırlıdırlar.”[5] Ebedi Alemde büyük Mahkeme-i Kübradaki hesaptan sonra makamına gidince, yanında ailesini zürriyetini bulamayan kimse, Yüce Allah (CC) Hz.lerine niyaz eder: “Ya Rabbi! Benim ehli ayalim zürriyyetlerim yanımda yok, onları da senden istiyorum.” der. Yüce Allah (CC) Hz.leri: “Ey kulum! Onların makamları senin makamına tutmadığından ayrı makamda kaldılar.” buyurur. Kul da: “Ya Rabbi! Ben ibadet ve taatlerime ailemi zürriyyetimi de dahil etmiştim, zürriyyetimi Yüce Zatından istiyorum.” der. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri Mucizel Beyan’ında şöyle buyurur: “(Dünyada) iman edenlere ve zürriyyetleri de iman edip kendilerine uyanlara, (ahirette) zürriyyetlerini kavuştururuz. (Onları da baba ve dedeleri gibi cennete koruz ve derecelerine yükseltiriz) Bununla beraber (baba ve dedelerinin) amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes, kazancına bağlıdır, (iyi amel işlerse kurtulur, değilse helak olur).”[6] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Miratüşşuhud Li Seyyidil Vücud 3.Bab [2] Kitabül Hitab S.243 [3] El-Mücadele S. A.19 [4] Er-Ra'd S. A.28 [5] Hacc S. A.35 [6] Et-Tur S. A.21 DERVİŞLİĞİN SIFATI Dervişin tasavvufa (tarikata) girdikten sonra dikkat edeceği hususlar şunlardır: 1-Teslimiyet. 2- Tevekkül. 3- Telkini Tarikat. 4- İtikat. 5- Söz tutmak. Tarikata girenn derviş bu beş hususa dikkat edip inanmaz ve teslim olmazsa, tarikatta yol alamaz. Bu hususa çok önemle dikkat edilmelidir. Zira tarikat telkin aldığı şeyhine derviş teslim olup yolunda tevekkül etmezse ve itikat etmeyip söz tutmazsa, tasavvuf yolunda yol alamaz, vesilesi ile de tarikata girmiş sayılmaz. Bir misal verecek olursak bir yere arabayla veyahut da herhangi bir vasıtayla bulunduğu yerden her hangi bir istikamete giden kişi bilet alır, biletinde gideceği yer yazılıdır. Bineceği vasıtada da biletine göre gideceği yer yazılıdır. Vasıtaya binen yolcu vasıtanın önünde vasıtanın nereye gideceğini görüp ona göre vasıtaya bindiği halde vasıta kalkınca şoföre: “Bu vasıta nereye gidiyor?” diye soracak olursa, şoför ona der ki: “Sen vasıtanın önünde okumadın mı?” Yolcu da: “Evet okudum!” dediği zaman şoför: “Biletin nereye ise oraya kadar gidersin.” der. (Bu bir misaldir) Derviş de evliyaya teslim olduğu zaman itikad ile vazifesine devam etmelidir. Şoför nasıl yolcusunu biletinde yazılı olan yere götürmeye taahhüt ettiyse, evliya da dervişini itikatı çerçevesinde Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne vuslat ettirir. Bu vuslat, dervişin itikatına ve teslimiyetine ve teslimi olduğu efendisine bağlılığına göre değişir. Aziz talib olan kardeşim! Bu vesile ile batınını dünya muhabbetinden ve şehvetlerinden temizle. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin zikrini çoğalt. Batının cilası tamam olunca, o zaman Allah (CC) Hz.leri seni hikmetle konuşturur ve zamanın sevgilisi ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin sadık muttaki kullarından olursun. Ey sadık dost! Sakın kendini bilmezlerin, tasavvuftan tarikattan zevk almazların ayıplamasına, atıp tutmasına aldırarak zikir meclislerinden ve dervişlerden, ve Zikrullah sohbetlerine katılmaktan geri kalma. Bakarsın onların hallerinden sana da bir nasip düşer. Eğer uzak kalırsan, sen de fakirlerden olursun. Sonra kıyamet gününde onlar sevinip gülerken, sen ağlayanlardan olursun. Çünkü tasavvuf (tarikat) ortaya çıkalıdan beri ,kafir ve münafıklar, nasıl İslam Dini’yle ve Hz. Peygamber (SAV) Efendimiz’le alay etmişlerse, dervişlerle ve sofilerle de kendini bilmezler o şekilde alay etmişler, onlara küfür ve sitemde bulunmuşlardır. Sövmek ve alay etmek ise münafıkların huylarındandır. Kur'ana ve Sünnete inanan bir müslüman, dervişlere taş atmaz ve onlarla alay etmez, yollarını da inkar etmez. Sadık müridler bu gibi münafıkların sözlerine ve sövmelerine aldırmazlar. Bilakis kendilerine hücumlar yapıldıkça daha da şevke gelir ve iki cihanda saadet ve devlete ulaşmaya çalışırlar. Çünkü dervişlik Mürselin libasıdır, salihlerin örtüsüdür, müttakillerin tacıdır, ariflerin ganimetidir, müridlerin idealidir, Rabbil Alemin’in (CC) rızasıdır, ve Ehl-i Velayetin Kerametidir. Allah (CC) Hz.leri ile ünsiyet herkese nasip olmaz. Ancak tahareti tekemmül etmiş, Zikri safa bulmuş ve Allah (CC) Hz.leri’nden kendisi meşgul edecek herşeyden ürken kimsede olur. Allah-ü Zülcelal (CC) Hz.leri’ni tanımanın üç mertebesi vardır, 1: Avamın tanıması. 2: Seçkinlerin tanıması. 3: Seçkinlerin de seçkinlerinin tanıması. Seçkinlerin de seçkinlerinin Allah (CC) Hz.leri’ni tanıması, aynen müşahede suretiyle olur. Buna hakiki marifet derler, bunlar Allah (CC) Hz.leri’ni hakikaten tanımış olanlardır. Dervişlikte öyle haller vardır ki, ne sözle ne de yazı ile anlatılabilir. Bunu ancak tadan bilir. Dervişliğin bir sıfatı da, sadece öğrenmeyle kalmayıp öğrendiklerini tatbik etmektir. Gece kıyamı yani gece kalkıp namaz kılmak, ibadet etmek ve mümkün olduğu kadar sadakalar vermek ve halka ezayı terk etmekle de meşgul olmak, seher vakitlerinde teheccüd namazı kılmak ve bolca istiğfar etmek, Salat-ü Selam getirip tevhid ile çokça meşgul olmaktır. İmam-ı Azam Ebu Hanife (RA) Hz.leri’ni vefatından sonra rüyada görmüşler. “Ya İmam-ı Azam (RA)! Yüce Allah (CC) Hz.leri sana ne yaptı?” diye sormuşlar. Demiş ki: “Heyhat! İlmimden dolayı kurtulamadım, çünkü ilmin şartları ve afetleri var, bunlardan halas olan çok az oluyor. Ancak Cenab-ı Hak Celle ve Ala (CC) Hz.leri beni sabah ve akşam çektiğim tesbihlerin sebebi ile mağrifet etti.” buyurmuştur. Dervişin öğreneceği ilim, kendisinden dünya ve ahirette ayrılmayacak ilim olmalıdır ki, bu da Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne ve O’nun (CC) sıfatlarına ve esmasına ait olan ilimlerdir. Ve Yüce Allah (CC) Hz.leri ile edeb çerçevesinde bir olmaktır. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri, “Besmele-i Şerif’in Be'sinden bir deve yükü ilim çıkarırım.” demiştir. İmam-ı Ebu Hanife (RA) Hz.leri’nin elli sene ömrü, akşam abdesti ile sabah namazını kılmakla geçmiştir. Bu hal, İmam-ı Azam Ebu Hanife (RA) Hz.leri’nin ömrünü bütün geceyi ibadetle geçirdiğini göstermektedir. Bu vesile ile bizim daima Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne yönelmemiz, daima O'nunla (CC) beraber olmamız bize farz kılınmıştır. Aziz Mü'min kardeşim! Rivayete göre insanda yirmidört saatte yirmi dört bin nefes vardır. 24 bin nefesi karşılayacak şekilde 24 saatte 24 bin defa Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni zikretmeliyiz ki, o günkü nefeslerimize, taksim edilince gafletle bir nefes almış olmayalım. Ey kardeş! Bil ki, senin ömründen sana hesab edilecek yani ahiret lehine kaydedilecek olan, ancak dünyada iken Rabbin (CC) ile huzurda olduğun zamanlardır. Hz. Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz Muaz (RA) Hz.leri’nin elini tuttu. “Ben seni severim! Sana bir tavsiyede bulunacağım. Her namazın arkasından sakın terketme bunu daima oku!” buyurdu. “Ey Allah’ım (CC)! Seni zikretmek ve sana şükretmek ve güzel ibadet etmek için bana yardım et.”[1] Hülasa zikir, ibadetlerin en şereflisi ve efdali ve azamı büyüğü ve ekmelidir. Kalbi tasfiye ve nefisleri temizleme ve tekmili bakımından dervişler Zikrullahla devamlı meşgul olurlarsa, hiç bir kimse hariç kalmaksızın hepsi de çok esrara ve türlü vuslata nail olurlar. Zira muhakkak ki, zikir güzel bir ameldir. Bir kavim Allah (CC) Hz.lerini zikretmeye otururlarsa, melekler onların etrafını muhakkak kuşatırlar. Onları Rahmet-i İlahi (CC) kaplar, üzerlerine sekinet ve vakar iner. Allah (CC) Hz.leri onları, katında bulunan melekleri arasında yad ader.[2] Yine buyurdu ki: “Gafillerin içinde Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni zikreden kimse, Allah (CC) Hz.leri’nin yolunda cihad eden kimse gibidir.”[3] Derviş olanlar, tüm bu sayılanları kendilerinde taşımalı, hayatlarında bütün bunları yaşamalı, ve Hadis-i Şerif’lerde buyurulduğu gibi kendine çeki düzen vermelidir. “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni çok zikredin. O halde ki, münfıklar ‘Siz riyakar adamlarsınız’ diyecek şekilde çok zikredin.”[4] “Bir kimse Cennet nimetlerinden nimetlenmeyi severse Allah (CC) Hz.lerini çok zikretsin.”[5] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’e: “Amellerin hangisi daha efdaldir?” diye sorulduğunda, buyurdu ki: “Senin dilin Allah (CC) Hz.leri’nin zikri ile ıslanmış halde iken ölmendir.”[6] Allah (CC) Hz.leri’ne giden yolların en yakını ve vasıl edecek olanı zikir yoludur. Allah (CC) Hz.leri’ne ancak zikir yolu ile ulaşılır.[7] Dervişin devamlı zikirle uğraşması da, dervişliğin sıfatlarındandır. Çok zikretmeden derviş olunmaz. Herkese de dervişlik nasip olmaz vesselam. Bir padişah, şayet Zikrullahtaki fazileti bilse, padişahlığını terk edip zikirle uğraşırdı. Tüccar da Zikrullahtaki fazileti bilse, ticaretini terk edip onunla uğraşırdı ve zakirin (zikreden) teşbihinin sevabı arz ehline, paylaştırılsaydı, her birine dünyanın 10 katı sevab isabet ederdi.[8] Her kim ki, dört hasleti kendinde toplarsa dünya ve ahiret hayrını toplamış olur. 1; Şükredici kalb, 2: Zikredici lisan, 3: Orta derecede bir ev, 4: Saliha bir kadına nail olmak.[9] Buna göre derviş, kalbini şükürden, dilini zikirden ayırmamalıdır. Dünyayı geçici bir konak olarak görmeli, ve Allah (CC) Hz.leri’nin vermiş olduğu nimetleri, ahireti için azık yapmalı, ve vuslat yolunda dem be dem yürümelidir. İmdi ey aziz kardeşim! Her kim zikir ehli (derviş) olmak dilerse, bütün nefsani muradlarını ardına atmalı, halvete oturmalı ve Zikrullah ile meşgul olmalıdır. Ne zaman ki, nefis arzularından birisini terkederse gönüle hayattan bir nasib verilir. Ne zaman da nefsin arzularına uyarak, nefs üzerine şehvet kapılarını açarsa, o kimse nefs nevasında olur. Nefsine esir olanların ve şeytana uyanların vasıfları, onun üzerine galib olur. Bu gibi kimseler bidat dalalet devlerinin kolları arasında şaşkın ve boynu bükük kalırlar ve büyük zararlara uğrarlar. Mahrum ve mahzun bu alemden giderler. Onun için zikrederken bütün düşünceleri hatırdan çıkarmak ve gönlü yalnız Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne doğrultmak gerektir. Ey Talib! Her vakit zikre devam edersen, Cenab-ı Hak Celle ve Ala (CC) Hz.leri seni gafletle yaptığın zikirden kurtarır, uyanık olarak yapılan zikre yükseltir. Ve bundan sonra da uyanıklıkla yapılan zikre devam sayesinde huzurla yapılan zikre yükseltir. Bu zikir esnasında Allah (CC) Hz.leri’nden başka her şey yok olur, Ancak Allah (CC) Hz.leri kalır. Bu anlayışla zikir yapmak mazhariyyetine eriştirir. Alemlerin Efendisi Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyururlar ki: “Müminler ölmezler! Fani ve muvakkat olan dünya evinden baki ve ebedi olan ahiret alemine göçerler.”[10] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Riyazül Cennet. S.26 ve S.91 (Muaz (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.) [2] Riyazussalihin. (Ebu Said (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [3] Taberani ve Damad. C.2. S.552 [4] Ahmed bin Hanbel (RA). Zühd Bahsi [5] Taberani [6] İbni Hıbban (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. (Taberani) [7] Allah’ı Niçin Anıyoruz? (Buhari ve Müslim) [8] Allah’ı Niçin Anıyoruz? S.58 [9] Ramuz Metni. S.416 [10] Müzekkin Nüfus. S.542
HADİSLERDE DERVİŞLER Nebiler Nebisi (SAV) buyuruyor: “Ey Ümmet-i Eshabım! Yolunuz cennet bahçelerine uğrarsa otlayın, çok faydalanın, manevi meyvelerinden çok yiyiniz.” buyurunca Esbab-ı Kiram (RA): “Ya Resulallah (SAV)! Dünyada cennet bahçesi var mıdır? O halde cennet bahçesi nedir?” diye sordular. O zaman buyurdu ki: “Zikir halkaları, cennet bahçeleridir.” Zikir halkasının adeta cennet bahçesi olduğunu beyan buyurmakla, zikir için bir çok kişinin toplanıp yani daire kurup zikir eylemelerini cennet bahçesine benzetmiş ve ona katılmayı emir buyurmuşlardır.[1] Meleklerin adeta hücum ettikleri ve zikir halkaları da öyle olduğundan cennet bahçesi olduğu ve sayıldığı yazılmıştır. Üç taife insanlar, şeytanın ve onun askerlerinin şerrinden korunmuşlardır. Birincisi: Gece ve gündüz Allah (CC) Hz.leri’ni çok zikredenler. İkincisi: Seher vaktinde istiğfar eyleyenler. Üçüncüsü: Allah (CC) Hz.leri’nin korkusundan çok ağlayanlardır.[2] Hangi camide Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için zikir edilirse, melekler bu zikredenleri kuşatırlar, etraflarında dönerler ve: “Daha fazla zikrediniz de, Allah (CC) Hz.leri de size rahmetini artırsın.” derler. Yaptıkları zikir bu meleklerin arasında ve meleklerin kanatları açılmış olarak göğe çıkar.[3] Bu Hadis-i Şerif’te de camilerde cemaatle zikir yapılması açıkça emir buyurulmuş ve müminler bu ibadete teşvik olunmuşlardır. Ashab-ı Kiram (RA) sordular: “Ya Resulallah (SAV)! Müferridün kimdir? Buyurdu ki: “Allah (CC) Hz.leri’ni çok zikredenlerdir. Onlar Allah (CC) Hz.leri’nin zikrini ziyade severler ve çok devam ederler. Haklarında dedikodu yapan münafıklara aldırış etmezler. İşte bunların zikri ağırlığını yani günahlarını döker. Cenab-ı Hakk’a (CC) kıyamet gününde günahsız olarak hafifçe vuslat ederler.”[4] Ashab’dan İbni Edra (RA) Hz.leri’nin rivayet ediyor: “Bir gece Hz. Resulullah (SAV) Efendimiz’le giderken mescide uğradık. Bir kişi yüksek sesle zikir yapıyordu. Bunu görünce ‘Ya Resulullah (SAV)! Bu belki bir muraidir, gösteriş yapıyor.’ dedim. O zaman cevaben buyurdu ki: ‘Hayır o evvahtır yani Allah (CC) Hz.leri’nin aşığıdır. Çok ah çeken bir şahıstır, ona dil uzatmayın.’ dedi.[5] Dolayısıyla derviş, Allah (CC) Hz.leri’ni çokça anan, O’ndan (CC) gereği şekilde korkan ve O’nu her zaman hatırlayan insandır. Bir kişi sesini yükselterek zikir yapıyordu. Diğer bir Sahabi (RA) de: “Bu kimse ne ola, sesini çok kısmış olsa idi.” deyince, Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz buyurdu ki: “O evvahtır! Çok ah edici aşık bir kimsedir. Yüksek sesle zikrinde sakınca yok.” buyurdu.[6] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin sokaklarda dolaşıp zikir ehlini arayan bir takım melekleri vardır. Onlar Aziz ve Celil olan Allah (CC) Hz.leri’ni zikreden bir topluluğu bulunca: “İhtiyacınız (ve dileğiniz burada) geliniz!” diye, çağrışırlar. Kanatlari ile çepeçevre sararlar ve kuşatırlar. Rableri (CC) daha iyi bildiği halde meleklerden sorar: “Kullarım ne söylüyor?”. Melekler: “Seni teşbih (ve tenzih) ediyorlar. Seni tekbir ediyorlar. Sana hamd ediyorlar, ve Seni tazim ediyorlar.” cevabını verirler. Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri: “Onlar beni gördüler mi?” diye sorar. Melekler: “Hayır! Vallahi Seni görmediler.” cevabını verirler. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: “Şayet beni görselerdi, halleri nasıl olurdu?” buyurur. Melekler: “Eğer Zatını görselerdi, Sana ibadet cihetinden gayretleri daha şiddetli, Seni tazimde daha yüce, Zatı İlahini (CC) tesbihde daha çok gayret sahibi olurlardı.” cevabını verirler. Yüce Allah (CC) Hz.leri: “Onlar Benden ne istiyorlar?” buyurur. Melekler; “Senden cenneti istiyorlar.” derler. Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri: “Onlar cenneti gördüler mi?” buyurur. Melekler: “Hayır, vallahi görmediler.” cevabını verirler. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: “Şayet cenneti görselerdi, halleri nasıl olurdu?” buyurur. Melekler: “Onlar cenneti görselerdi, ona karşı daha düşkün, onu istekte daha kuvvetli ve ona rağbetleri daha büyük olurdu.” cevabını verirler. Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri: “Ya Bana neden sığınıp iltica ediyorlar?” buyurur. Melekler: “Cehennem ateşinden sana sığınıyorlar.” cevabını verirler. Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri: “Onu gördüler mi?” buyurur. Melekler: “Hayır, vallahi görmediler.” cevabını verirler. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: “Şayet görselerdi, halleri nasıl olurdu?” buyurur. Melekler: “Onu görmüş olsalardı, ondan kaçma ve korkmaları, daha şiddetli olur idi.” cevabını verirler. Yüce Allah (CC) Hz.leri: “Ben sizi şahid tutuyorum. Ben onları yarlığadım.” buyurur. Meleklerden biri der ki: “Onların içindeki falan kimse onlardan değildir. Ancak bir haceti olduğu için gelmiştir.” Allah-ü, Teala (CC) Hz.leri: “O (zikre) oturanlar (öyle kamil kimselerdir ki), onlarla oturanlar bile şaki olmazlar.”[7] buyurur. Hz. Resul (SAV) Efendimiz: “Kıyamette bir cemaatin yüzlerinin beyazlığı yani nuru diğerlerini hayrete düşürecek. Bunlar Peygamberler ve şehidler olmadıkları halde bu hallerine ve Allah (CC) Hz.leri’ne yakınlıklarına herkes şaşıracak.” buyurunca Eshab-ı Kiram (RA) sordular: “Ya Resulullah (SAV)! Bunlar kimlerdir?” diye sordu. Buyurdular ki: “Her biri bir taraftan başka memleketlerden gelip ancak Allah (CC) Hz.leri’ni zikir için toplanmışlardır.”[8] “Allah (CC) Hz.leri’ni zikretmek için bir cemaat otursa, bunlar zikirden dağılmadan önce onlara Allah (CC) Hz.leri muhakkak günahlarınızı mağfiret etti ve seyyiatınızı hasenata çevirdi.” denir de ondan sonra dağılırlar.”[9] Günün birinde Resulullah (SAV) Efendimiz beraberinde bir takım insanlar bulunduğu halde mescidde oturmakta idi. Derken üç adam bize doğru yöneldi. İkisi Resullüllah (SAV) Efendimiz’e doğru dönüp geldi, biride bırakıp gitti. İki kişi Resulullah (SAV) Efendimiz’in karşısında ayakta durdular. Bunlardan biri halkada bir aralık buldu ve hemen oturdu. Diğeri onların arkasına oturdu. Üçüncüsü de geri dönüp gitti. Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz: “Vazifeden fariğ olunca haberdar olun. Şu üç adamdan size haber vereyim mi? Bunlardan biri Allah (CC) Hz.leri de ona merhamet etti, diğeri zahmet vermekten utandı. Allah (CC) Hz.leri de onu mahrum bırakmaktan utandı. Bir diğeri de zikirden yüz çevirdi. Allah (CC) Hz.leri de onu mağfiretten yüz çevirdi.” buyurdu.[10] Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz zamanında zikir ehlinden bir zat ahirete intikal buyurdu. Ashab-ı Kiram (RA) Hazeratının bir çoğu, onu gasletmeye (yıkamaya) talib oldular. Hz. Ömer (RA), Hz. Enes bin Malik (RA), Hz. Ebu Derda (RA) leri daha bir çokları geldiler ve merhumu yıkamaya talib oldular. Şanı yüce Resul (SAV) Efendimiz hiç birine müsaade etmediler ve: “Bunun da ehli vardır, onlar yıkasınlar. Bana Selman-ı Farisi’yi (RA) çağırın.” Buyurdular. “O şimdi zikirdedir.” buyurdular. Gidip Selman-ı Farisi (RA) Hz.leri’ni çağırdılar. Hz. Resul (SAV) Efendimiz (SAV): “Ya Selman (RA)!” buyurdu. “Bu zakiri (zikredeni) sen yıkayacaksın. Zira sen de zikir ehlindensin, o da zikir ve tecrit (her şeyden el ayak çekip Allah’a (CC) yönelme) ehlinden idi.” Selman-ı Farisi (RA) Hz.leri merhumu ortaya getirdi. Yıkamaya hazırlanırken Hz. Resul (SAV) Efendimiz: “Ya Selman (RA)! Onu bir halvet (yalnız) yere götür ve yıkarken de bir perde koy ki, zikir ehline ölümlerinden sonra adede muhalif bazı haller zahir olur. O halleri senden başka kimse öğrenmesin.” buyurdular. Selman-ı Farisi (RA) Hz.leri merhumun cesedini tenha bir yere götürdü, soygu, edeb yerini bir bezle örterek yıkamaya başladı. Sıra edeb yerini yıkamaya gelince Selman-ı Farisi (RA) Hz.leri elini uzatır uzatmaz vefat eden zat eliyle onun elini itti ve edeb yerine dokundurmadı. Selman-ı Farisi (RA) Hz.leri ağlamaya başladı ve başını merhumun göğsüne koyarak hıçkırırken dehşetle farketti ki, türlü türlü sesler ve feryadlarla, pazarlık eder gibi Hakla söyleşiyor. Hıçkırıkları arasında merhumun kulağına doğru eğildi ve ona: “Bir kimse öldükten sonra nasıl dirilir ve hareket eder? diye sordu. Merhum derhal gözlerini açtı ve Selman-ı Farisi (RA) Hz.leri’ne: “Ya Selman (RA)!” dedi ve “Allah (CC) Hz.leri’nin yolunda öldürülenlere ‘onlar ölülerdir’ demeyin. Hakikatte onlar diridirler, fakat siz anlayıp bilemezsiniz.”[11] mealindeki ayeti okuyarak: “Allah (CC) Hz.leri ile olan kimseler ölürler mi sanırsın? Gönülleri Zikrullah ile dirilmiş olanların ölüm ancak bedenlerine erişebilir. Ben ölmedim ve ancak şimdi yeni bir hayat buldum. Sen şu işini bitir ve elini çabuk tut.” buyurdu.[12] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Ramuzel Ehadis. S.64; Levakıhul Envarul Kudsiyye fi bey. Uhd. Mumammediye. S.114 (Enes (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.) [2] Ramuzel Ehadis. S.266 (İbni Abbas (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.) [3] Buhari ve Müslim [4] Allah’ı Niçin Anıyoruz? S.51 [5] Riyazül Cennet. (İbni Edra (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.) [6] Ramuzel Hadis. S.350; Hz. Cabir (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. [7] Riyazussalihin; (Buhari ve Müslim) [8] Allah’ı Niçin Anıyoruz. S.56 [9] Allah’ı Niçin Anıyoruz. S.56 [10] Riyazussalihin. S.847 (Buhari ve Müslim) [11] El-Bakara S. A.154 [12] Müzekkin Nüfus. S.541 (Buhari ve Müslim) MÜRİD MÜRŞİD BAĞI Salik (tasavvuf, tarikat yoluna giren), bu Mürşid-i Kamilin mübarek elini tutup, hizmetine girdiği ve emirlerini yerine getirmek için canla başla çalışmaya başladığı gün, anasından doğup dünyaya yeni gelmiş gibidir. Artık Mürşidi onun manevi babasıdır ve ilahi feyzin memesini ağzına vererek ona İlahi feyzi emzirmeye başlar ve müridini Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rızasına varacak yola ulaştırır. Ancak, müridin kabiliyet ve irfanı ve teslimiyeti bakımından, bazısı kısa zamanda, bazısı da aradan uzun zaman geçtikten sonra manen erginlik çağına girer ki, manevi babası olan Mürşid-i Kamil, sanki sonsuz ve hesapsız mücevherlere malik imiş gibi, müridine haline göre biraz mücevher ihsan ederek kendisine İlahi feyzin ticaretini gösterir. Eğer mürid bunun değerini bilmeyerek sermayeden ziyan ederse, hepsini elinden alır ve bir zaman böylece gezdirir. Mürid, verilen ilahi feyzin kıymetini kaybetmeyerek bilirse ve manevi ticaretinde başarı gösterirse, o zaman biraz daha ihsan eder ve manevi alışverişe başlatır, yani sülukun başlangıcını ihsan eder. Böylelikle salik manen erginlik çağına girmiş ve mürşidi bütün manevi mücevherleri kendisine ihsan eder ve alışveriş usullerini gösterir öğretir. Derviş maksuduna erer. Bundan sonra mürid: “Artık olgunluğa eriştim, başlı başına bir sultan oldum.” gibi hallere düşerse, kısa zamanda kazandıkları manevi kazançları kayıp ve telef eder. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin katında bir müflis durumuna düşer. Eğer kusurunu anlayarak bu mücahede rüzgârının ne yönden olduğunu iark edebilirse ve sıdk ile aman diyerek mürşidine yüz döndürüp gelir ise, manevi babası olan zatın şefkat ve merhametine kalmıştır. Dilerse eski halini tekrar ihsan buyurur, dilerse kendini o halde bırakır.[1] Şimdi azizim! İyi bil ki, zahir ilimlerin alimi olan kimseler nakkaş gibidirler. Batıni İlimlerin Alimi olan kimseler (şeyhler, sofiler, zahidler ve aşıklar) de duvara parlaklık ve cila vermeye çalışan sanatkâr gibidirler. Zira bunlar talib olanların gönüllerini parlatır, cilalar ve pak ederler. Saf bir hale getirirler. Bu vesile ile hakiki dervişler, yaramaz sıfatları atıp türlü türlü güzel sıfat ve edeblere kendilerini nail ettikten ve teslim oldukları Mürşid-i Kamil’e teslim ettikten sonra fakr, zühd ve takva ile muttasıf olmak suretiyle bu menzil ve makamlara erişmişlerdir. Yüce Allah (CC) Hz.leri bu hususta şöyle buyuruyor: “Kim (Allah (CC) yolunda veya nefsi ile) mücahede ederse, kendisi için mücahede eder. (sevabı onadır) Çünkü Allah (CC) bütün alemlerden müstağnidir. (Kullarının mücahedesine de ihtiyacı yoktur).”[2] “O teslimiyet gösterip Rablerine sığınanlar üzerine, Rablerinden mağfiret rahmet (ve cennet) vardır; ve işte onlar, hidayete ermiş olanlardır.”[3] Aziz dostum! Bu vesile ile bir Mürşid-i Kamil’e mürid olan kimsenin (dervişin) dışını şer'i taharetle temizlemesi, kalbini gafletten kurtarması lazımdır. Bir mürid, virdini (Mürşid-i Kamil’den aldığı vazifesi) bir gün bırakırsa, Rabbi de (CC) o gün ondan yardımını keser. Mürid ertesi günü kalan virdine devam edip Rabbi’nden (CC) affını istemelidir. Mürid Mürşid-i Kamil’in elini tutunca, Mürşidi ile bütün haramlardan sakınacağına ve bütün farzlarını yerine getireceğine dair sözleşmiş, üstelik Mürşidi kendisine (evrad) yani zikir ve fikir de vermiştir. Ey Aşık-ı Sadık! Mürşid-i Kamil olan Zatı Şerifler de akıllı davranarak ve bu illetlerin defini Mürşidine bırakırsan manevi hastalıktan ancak bu şekilde kurtulabilirsin. Bu vesile ile mürid tevbe edip şeyhin elini tutup bütün yaptıklarına ve günahlarına tevbe etmelidir. Çünkü hakiki şeyhin eli Resülullah (SAV) Efendimiz’in mübarek eli gibidir. Zira vekili ve varisidir. Şeyhin (Mürşid-i Kamilin) eli Resülullah (SAV) Efendimiz’in, O’nun (SAV) eli de Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kudret eli mesabesindedir. Şeyh Resülullah (SAV) Efendimiz’in halifesidir, Resülullah (SAV) Efendimiz de Allah (CC) Hz.leri’nin halifesidir. Nitekim Allah-ü Teala (CC) Hz.leri buyurmuştur ki: “Resülullah’a (SAV) biat edenler, Hak Teala (CC) Hz.leri’ne biat etmiş gibidirler. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kudret eli, onların ellerinin üzerindedir.”[4] Ey Aziz kardeşim! Sen de eğer bir Mürşid-i Kamil’in elini öpersen, el ele, el de Allah (CC) Hz.leri’ne ulaşacağından sen de bu vesile ile Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin kudret elini öpmüş olursun ve maneviyata intisab edince tevbe etmen bütün ibadet ve taatlerden evvel gerekir. Salike (Suluk eden) taat ve ibadet hayır ve hasenattan mücahededen evvel nasuh tevbesi gerektir ve bu vesile ile kötü kişilerin yolunda ve izinde bulunmak ve onlarla beraber olmak gafletin ta kendisidir. Zira kişi sevdiğiyle haşrolur. Bu takdirde kötü arkadaşları onu (tevbe edeni) yolundan çıkarıp kötü yola sevkederler. Doğru yolu bulan bir (tarikate) giren ve tevbe eden kimse evvelki yoldaşlarından tamamen ayrılmalı ve kesilmeli, ancak tevbekâr olan doğru yolu bulan ehli takva sahibi kimselerle sohbet etmeli ve onlarla arkadaşlık etmelidir. Bu takdirde daima sırat-ı müstakim üzere olmak gerekir. Çünkü kıyamette herkes arkadaşı ile birlikte bulunur. Sadi Şirazi der ki: “Yaramaz kimselerle sohbet edip arkadaşlıkta bulunanlara onların kötü tarafları sirayet eder. İyi kimselerle sohbet eden kimselere de, kamil kimselerin güzel ahlakları ve kemalatı sirayet eder.” -------------------------------------------------------------------------------- [1] Miftahul Kulub. S.41 [2] El-Ankebut S. A.6 [3] El-Bakara S .A.157 [4] Bak Fetih S. A.10
MÜRİDİN EDEBİ Mürid Şeyh edebini bilmeli, onun huzurunda edepsizlikte bulunmamalı. Şeyhinden korkmalı zahirde de batında da, şeyhi için aynı şeyleri düşünmelidir. Bunlar onun nasib almasına sebep olurlar. Şeyhler için zahir ve batın aynıdır. Müride gerekli olan edeb kaidelerinden birisi de, şeyhin huzurunda bulunan kıdemli dervişlere de şeyhine gösterdiği hürmeti göstermelidir. (Bu husus itikatı tam ve şeyhine teslim tevekkülü tam maneviyatta takvaya önem verip takvadan ayrılmayan aldığı virdine ara vermeden devam eden ve Zikrullaha doymayan derviş için geçerlidir) Dervişin tasavvuf (tarikat)da manen yol alabilmesi için ilk şart, şeyh edindiği Mürşid-i Kamil’e tam olarak bağlanması gerekmektedir. Mürid kendi kendine şöyle demelidir: “Beni Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne bu şeyhten başka kimse ulaştıramaz. Bundan başka bütün kainat halkı şeyh olsalar, yine de beni Allah (CC) Hz.leri’ne ulaştıracak olan odur.” İşte iradet böyle olursa şeytan o müride yaklaşamaz. Çünkü şeytan , şeyhin kılığına bürünemez. Böylesine sağlam ve temiz bir itikatla şeyhe (Mürşid-i Kamil) bağlananlar, şeytanın tasarrufuna düşmekten kurtulurlar. Gerçek itikatlı, dinine, maneviyatına ve şeyhine tam manasıyla bağlı olan mürid batıda, şeyh de doğuda olsa, şeyh yetişir onu şeytanın tasallutuna düşmekten kurtarır. Onun ruhu her yerde müridi ile birlikte olur. Mürid ne zaman gönlünü şeyhine yöneltse, onunla birlikte olur ve şeyhinin feyzinden faydalanır. Şeyhine bu şekilde inanıp bağlanmayan kişinin bütün işleri şeytanidir. Çünkü tam bir bağlantısı yoktur. Mürid şeyhinin elini öpüp tarikat telkin aldığı zaman, öptüğü bu eli Resulullah (SAV) Efendimiz’in elini öpüyormuş gibi öpmelidir. Çünkü gerçekte şeyhin eli Resul-i Ekrem (SAV) Efendimizin eli gibidir. Müridin kendisini şeyhine teslim etmesi, Allah (CC) Hz.leri’ne ve Resulüne (SAV) teslim etmesi demektir. Çünkü şeyh de kendisini Allah (CC) Hz.leri’ne ve Resulüne (SAV) teslim etmiştir. Velhasıl mürid şeyhine cenazenin kendini yıkayana teslim ettiği gibi mürid de kendini manevi hastalıklardan koruyup kurtaracak olan şeyhine bu şekilde teslim olması lazımdır. Bundan sonra müride lazım olan bu ahde ve sözleşmeye kuvvetle sarılmak ve sabit kadem olmaktır. Bu ahdi bozmamaya son derece dikkat ve ihtimam göstermelidir. Zira en küçük gevşeklik ve vurdumduymazlık ahdin bozulmasına sebep olur. Buna bütün Ehlullah: “İtikatten düştü, takvadan düştü ve parçası bulunmadı” buyurmuşlardır. Sen de ey kardeşim! Kamil şeyhe kendini teslim ettikten sonra, Şeyh seni nasıl terbiye ederse etsin, sen şeyhine kendini Hz. İsmail’in (AS) babası Hz. İbrahim Halilullah’a (AS) teslim olduğu gibi teslim et. Şayet teslimiyet ve sabrın az olur da şeyhine karşı gelirsen, şeyhinden nasibini alamazsın. İrade, edeb, müridlik merdivendir. Ne zaman ki edebsizlik edilir, irade ile birlikte mürid merdivenden aşağı düşer. Aziz kardeşim! Sen şeyhinin karşısında edeble oturup ona bakmalısın, az söylemelisin. Şeyhine pek çok hürmet edip ellerini öpmelisin. “Ben şeyhten daha yaşlıyım, ellerini nasıl öperim?” dememelisin. Şeyhin huzurunda edebsizlik ve küstahlık yapıp onun gönlünü katiyyen kırmamalısın Şeyhlerden biri Mekke-i Mükerreme’ye gidecek oldu. Arkadaşlarından birine haber göndererek dedi ki: “Müridlerinden birini bize versin de o mürid bizimle beraber hizmet ederek Mekke-i Mükerreme’ye gelsin.” Şeyh olan arkadaşı bir dervişini beraber Mekke’ye gitmesini tenbih ederek şeyhe gönderdi. Yolda giderlerken dervişe şeyh adını sordu. Derviş de: “Bana filan oğlu filan derler.” dedi. Mekke-i Mükerreme’ye varıp gelinceye kadar bundan maada bir söz söylemedi. Mekke’den geri dönünce, derviş şeyhine iade edildi. Birkaç gün sonra şeyh efendi, dervişini verdiği arkadaşı olan öteki şeyhe: “Acaba bizim dervişten memnunlar mı?” diye sordurdu. Hacdan gelen zat, dervişin şeyhine haber göndererek dedi ki: “Gönderdiğin derviş iyi bir derviş, lakin çok konuşur.” O zaman: “Ne konuştu? diye soruldu. “Ben ona adını sordum, o bana hem adını ve hem de babasının adını söyledi. O dervişin gevezeliğini gidersinler.” buyurdu. İşte bu kadar söz dahi edebe muhalif düşüyor. Bu edebden bu vesile ile müridler şeyhlerinin huzurunda ayrılmayıp çok konuşmamalıdırlar. Sorulduğunda ancak sorulana cevap vermelidirler.[1] -------------------------------------------------------------------------------- [1] En Yakın Yol. S.360 MÜRİDE GEREKLİ OLAN HASLET Dervişe (müride) lazım olan şunlardır: 1- Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne bağlılık ve sevgi. 2- Resülullah (SAV) Efendimiz’e bağlılık ve sevgi, 3- Şeyhine bağlılık ve sevgi. 4- Şeriatına bağlılık ve sevgi. 5- Tarikatına ve dergahına bağlılık ve sevgi. 6- İhvana, dervişe bağlılık ve sevgi. 7- Ümmet-i Muhammed’e (SAV) baglilik ve sevgi. Bu yedi hal müridde tamam olursa o mürid asla yıkılmaz, mahrum olmaz ve yolundan da kalmaz.
SOFU'NUN AÇIKLAMASI İslam ansiklopedisinin tasavvuf maddesinde sofi kelimesinin yün manasına gelen 'sof tan müştak olduğu zikredilmektedir.[1] Enes bin Malik (RA) Hz.leri’nin: “Peygamber (SAV) Efendimiz, bir kulun davetine icabet eder, eşeğe biner ve sof elbise giyerdi” rivayetiyle yola çıkan sofiyye, sof elbiseyi giymeyi tevazun, layık ve Peygamber (SAV) Efendimiz’in elbisesi olduğundan dolayı münasib görmüşlerdir.[2] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Ancyclopedie de L’Islam. Cild4. S.715 [2] Şerh-i Mesnevi. Cild1. S.233 SOFİYYENİN ORTAYA ÇIKIŞI Peygamber (SAV) Efendimiz’in irtihalinden sonra tabiin devrinde müslümanlar arasında vahdet zayıflamaya, birtakım batıl fikirler, İslam camiası içerisine sokulup yayılmaya başladı. İşte tam bu sırada bir topluluk, salih ameller işlemekte ve zühd-ü takvada ileri giderek uzlet ve vahdet-i ihtiyar ettiler. Bu şekilde hareket eden kimselere “Sofiyye” denmeye başlandı. İslamiyyetin ilk zamanlarında nefislerini riyazat ve zahidliğe vakfedenlere “zahid, abid” gibi isimler verilirdi. Daha sonraları zahidane hayata sülük etmiş kimselere “sofi” denmeye başlandı.[1] Onlar bu dünyanın süsünü terkedip sof elbise giyerek gizlenmesi gereken yerleri gizlemekle (örtmekle) yetindiler ve ahireti tercihte ileri gittiler. Onların yegane ilgilendikleri şey, Hakk’ın (CC) hizmetinde bulunmak ve arzularını ahiret işine sarfetmekti.[2] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Hüccetül İslam. S.185 [2] Avarif. Cild1. S.331